Biz Kader Planına İnanmış İnsanlarız
Bir arkadaş meşhur cibril hadisini öne sürerek, bir müslümanın kadere, hayır ve şerrin Allah’tan geldiğine inanmasının son derece doğal olduğunu ve cumhurbaşkanının kadere dair sarf ettiği sözlere tepki verilmesine bir anlam veremediğini belirtmiş.
düşük bilinç mertebesindeki insanlar kendi birimsel güçlerine itimat ettikleri için kader konusu onlara inanılması uzak bir olgu gibi gelir. onların algısında evren her şeyin gelişigüzel ve tesadüfi gerçekleştiği bir kaos ortamıdır. halbuki sadece determinizm(bkz: determinizm/#129744085) konusunu bile inceleseler, kader realitesini bir ölçüde anlamaları mümkündür.
ancak kader inancının günlük hayata uygulanışında bir takım inceliklere riayet etmek icap eder. aksi takdirde hacıların üstüne vinç düşünce, “ölmek onların kaderinde varmış” diyen suudi yetkililerin durumuna düşeriz. suudi yetkilinin bu tavrı apaçık suistimaldir. onun görevi kaderi öne sürüp olayı kapatmak değil, olayda ihmali bulunanları yargı önüne çıkarmak ve ilgililere gerekli tazminatların ödenmesini sağlamaktır. bunları layıkıyla yaptıktan sonra gece başını yastığa koyunca, o sözü kendi içinde söyleme hakkını kazanmış olur.
günlük hayatın içinde iken kaderi bahane olarak öne süremeyiz. böyle yaparsak sayısız safsataya düşer ve önemli bir inanç ilkesini suistimal etmiş oluruz.
“gündüz kaderiye ol, gece cebriye”
“gözünü açtığında kaderiye ol, kapadığında cebriye”…
günlük hayatın içinde iken kaderiye ol, yani faaliyet esnasında her şey sanki senin elindeymişçesine hareket et ve asla kaderi gündeme getirme. böylece akıl oyunlarına girip, sayısız safsataya düşmemiş ve tüm potansiyelini açığa çıkartmış olursun(ne yaparsan yap nihayetinde kader duvarına çarparsın ve onun izin verdiği kadarını yapabilirsin, ancak sen günlük faaliyetin esnasında bunları düşünme).
gece de cebriye ol; yani “her şey ezelde yazıldığı gibi gerçekleşir” de. böylece tüm dünyanın yükünü sırtına almaktan kurtulmuş olursun. o öyle bir yüktür ki, belini büker. hatta kendilerini gaflete atma imkanı olmasaydı, o yük insanların akıllarını kaçırmasına yol açabilirdi. delirmeyi belki gaflet engeller ama yine de o yükün sızıntıları dahi insanı ağır nevrozlara düşürmeye yeter.
elbette insana cüzi de olsa tercih ve seçim hakkı tanınmıştır. evet olayları değiştiremeyiz belki ama olaylara bakış açımızı ve niyetlerimizi değiştirebiliriz. zaten bu alemde değiştirebileceğimiz yegane varlık kendimiziz. diğer yandan kendimizi değiştirdiğimiz zaman alem de değişir. bu da kaderin diyalektiğidir.
son söz: en özlü ifadesi ile kader bilinç boyutuna ait bir prensiptir, fiil boyutuna ait değildir. iki boyutun işlerini birbirine karıştırmamak icap eder.
kader inancı aklımızın sigortasıdır.
“men âmene bil kader, emîne minel keder- kadere inanan kederden emin olur”.



