Bilhassa bizim müslümanların uzak olduğu ama çok iyi idrak etmesi gereken bir meseledir.
mesela onlara sorsan mustafa kemal takiyye yaptı ve önce müslüman gözüktü, sonra ipleri eline alınca asıl yüzü ortaya çıktı ve türkiye’yi bildiğimiz haline çevirdi. kurtuluş reçetesi olarak aynı usulü ters çevirip kullanmayı düşünmüşlerdir.
inanılmaz bir sığlıktır bu.
bir uzay filmi izliyordum. yeni bir gezegen buldular ve az bir nüfusla iskan ettiler. son derece kısıtlı imkanları vardı; ama aradan yüz yıl geçtikten sonra devasa bir endüstriyel şehre dönüşmüştü kurdukları yerleşim yeri.
bu arada beni bir düşünce aldı. dedim ki içimden, “bir grup anglo-saksonu ücra bir gezegene göndersek, yüzyılda bir medeniyet ortaya çıkartırlar. evet kesinlikle bunu başarırlar. aynı gezegene onların yerine bir grup müslüman göndersek, ya ilkellik ve sefalet içinde kalırlar ya da terör patlak verir, birbirlerini boğazlarlar. yaşadıkları müddetçe de işleyen bir hukuk mekanizması kuramazlar ve adaleti tesis edemezler; zulüm kol gezer…
müslümanlar hastalığın bilinçlerinde olduğunu anlamıyorlar. diğer yandan ilkel bir sekt bağlılığı ve aidiyeti içine hapsolup insanlığın geri kalanını dışlıyorlar. oysa bu tavır hakikate yüzde yüz zıttır. allah esması tüm renkleri içinde barındırır ve alem allah esmasının açılımıdır. hatta bu esma şeytanı bile kapsar; çünkü onun içinde mudill(yoldan çıkaran, saptıran) ismi bile vardır. düşünceyi bu derece evrenselleştirmek gerekmektedir.
bu nedenle tüm insanlık aslında ilahi bir filmin kadrosudur. hepsi aynı filmin oyuncularıdır. hepsi de allah esmasının açılımıdır ve aynı hedefe yönelik olarak iş görürler. hedef ise insanlık bilincinin ilahi yükü sırtlayacak marifet noktasına yükselebilmesidir. iyisiyle kötüsüyle tüm insanlık bilsin ya da bilmesin bu amaca dönük olarak filmdeki rolünü oynamaktadır; iblis bile…
tarihte her ne olduysa, öyle olması gerektiği için olmuştur; başka türlü olamayacağı için öyle olmuştur. biz de fetöden, kemalizme kadar her şeyi yaşadık. başka türlüsü olamazdı zaten. eğer dogmatizme saplanır kalırsan ve tarih dışına düşersen, elbette kemalistlerin gelmesi kaçınılmaz olur. ifrat tefriti doğurur. bu bir takiyyecinin kişisel seçimi veya el çabukluğu operasyonu değildir; diyalektiğin kaçınılmaz kanunudur.
müslümanlar bırakın bir çözüm üretebilmeyi, halihazırda sorunu bile anlamaktan çok uzaktırlar. ancak tarih sizi beklemez; akmaya devam eder. bu durumda insanlık bilinci ipleri ele alacak ve zamana uyum sağlamayı reddedenleri kenara itecektir. her geçen gün marjinalize olacaklar ve yeryüzünde hükümleri kalmayacaktır. hüküm, en iyi uyum sağlamayı becerenlerin ve hakikate en yakın düzeni kurabilenlerin eline geçecektir; anglo-saksonlar gibi…



