Diyalektiği Marks’tan Değil Mevlana’dan Öğrendik 1
Diyalektik işleyiş, Muhiddin-i Arabi hazretlerinin füsus-ul hikem adlı eserinde ele alınır ve belli bir kavramsal çerçeveye oturtulur. ancak ağır tasavvuf terminolojisi sebebiyle anlamak zordur. ben size bir parça sadeleştirilmiş versiyonunu sunayım da görün:
“hakk varlıkları bilinmesi (marifeti) için yarattı. “her varlığın hakikati aynı ve tektir” bilgisi ile varlığı tanıyanlar karanlıklarda kalmazlar. çeşitli fütuha (açılımlara) ulaşırlar. bunlar akıl ve imanı cem etmiş(birleştirmiş) sûfilerdir.
fakat akıl yürütme yolu ile varlıklardaki olağan üstü özelliklerin hayretinde kalanlar hakikat bilgisinden perdelenir. bunların fütuhu da (açılımları da) bir ağacın özü olan meyveyi değil ağacın köklerini, kabuğunu, dallarını ve yapraklarını incelemek olarak açığa çıkar. bunlar sadece akıl ile yol almaya çalışan filozoflardır.
yoktan var etmek işinin özü teklik sırrına dayanır. teklik; sayının iki eşit parçaya ve daha fazlasına bölünememesi halidir.
sayısal teklik; üç rakamında başlar. üçten önceki tek rakam olan “bir” bir sayı değildir, “tek” mânâdır. bütün sayıların kaynağıdır. iki adet “tek”e “ bir çift”, üç adet “tek”e “üç tek”… denilir.
aslında “tek”de artma, yan yana gelerek anlam değiştirme ve çoğalma yoktur. sadece “tek” hayalen iki tane, üç tane, dört, beş, altı tane… gibi varsayılır. bu bilinçle yapılan sayısal işlemlerde artma, eksilme, bölünme gibi olayların sanal olduğu bilinir.
“bir” bir sayı olmayınca “iki” de çift sayıların başlangıcı olunca, “üç” kavramı tek sayıların başlangıcı ve birincisidir.
Allah’taki zât mertebesi sayı olmayan “tek/ahad/bütün/sınırsız” bir tekliktir. zâtın içi, özü ve dışı yoktur. zât’da mevcut isim ve sıfat da yoktur. ismin ve sıfatın zâta ait olması; isim ve sıfatın zât içinde olması değil, isim ve sıfatı icât etmesi (yaratması) ile ilgili bir tanımlamadır.
bu açıdan isim ve sıfat yaratılmış olur. fakat zât’dan başka bir varlığı olmayınca da aynı zamanda yaratılmamış olarak kalır.
allah’ın yaratması; zât, irade ve kelam/ilim ile gerçekleşir. (…kelam, türkçede söz/konuşurken çıkan ses anlamındadır. allah’ın kelâmı ise söz ve ses gibi anlamlarla işaret edilen “ilim” mertebesidir. …)
zât, irade, kelam; üç’ün yâni ilk tekilliğin başladığı boyuttur ki “uluhiyyet” (ilahlık/tanrısallık) kavramı ile tanımlanır. allah ismi ile anlatılan ahad varlık tanımlanamadığı için “allah” isminden başka bir isimle anılmaz.”
**
not: “allah’ı zıtları birleştirerek buldum” diyen velinin sözü ve hristiyanlıktaki teslisin(üçlemenin) de aslı bir tür diyalektik işleyişe işaret eder.
rahman=baba=eril prensip=pozitif kutup=tez
rahim=anne=dişil prensip=negatif kutup=antitez
allah>hu=zıtların tamamının aşılması ile ortaya çıkan teklik=nötr kutup=sentez
bismillahirrahmanirrahim(rahman ve rahim olan allah’ın adı ile)
“huuuuuuuuuu……..”



