Zeka ve akıl farkı çok net olduğu halde çoğu zaman birbirinin yerine kullanılır. halbuki kullandıkları araçlar, hedefleri, yapıları birbirinden farklıdır.
zeka malumat ve bilgiyle hareket eder. (istanbul 1453 te fethedildi- malumattır. istanbul’un fethi rönesansa neden olmuştur- bilgidir)
akıl hikmetle hareket eder. ( istanbul ruh ve nefs/akıl yakaları, 7 tepesiyle insanın ta kendisidir- hikmettir)
zeka parçalarla iş görür, bütün derdi yoktur.
akıl bütünü görmek ister.
zeka bu yüzden tümevarımcı düşünür. zeki insanların işi bu yüzden zordur. tümevarıma insan ömrü müsaade etmez çoğu zaman. aklın nefsin oyunlarıyla ömür biter. ideoloji ve felsefi ekol taraftarlarına iyi bakın…düşünerek kendinden zevk almanın hastalıklı yaşantısından kurtulamazlar.
akıl tümdengelimcidir. bütünü görmeden teslim olmaz. parça-doğrular “kesmez” onu. bütünü görüp rahatladıktan sonra parçalara nüfuz eder. bu yüzdendir ki parçalardan parçanın anlamından daha çok sonuç çıkarır ve diğer parçalarla olan ilişkisini çok daha net görür kavrar. tıpkı bütünün parçaların toplamından fazlası olması gibi parçada da parçanın anlamından fazlası vardır.
zeka somut düşünür. ince dalı soyup karınca yuvasına sokup, karınca avlayan şempanze zekasını kullanır, aklını değil. zeka hayata dönüktür. hayatın somut problemlerine çare bulur.
akıl soyut düşünür, kavramlarla iş görür. iş güç ev para vs gibi konulara kafa patlatmaz. onun alanı sonsuzluk, ölüm, hayatın varoluşun sırları, eşyanın hakikatı gibi konulardır. mevlana’nın deyimiyle akıllı adam işin sonuna odaklanır.
zeka ideoloji ve felsefi ekollere yatkındır. çünkü bunların “bütün” iddiası yoktur. kimi öğretilere, felsefi ekollere bakınca sadece insan odaklı olduklarını görürsünüz, insanlık dertleri yoktur. kimi ideolojiler de sadece insanlık odaklıdır, sosyalizm gibi; insan “kaybolmuştur”.
akıl dünya görüşünü arar. topyekün bakış açışı ister. ne insanı ne insanlığı gözden çıkarır. bireyi, devleti, kültürü, irfanı, medeniyeti ile hiçbir boşluk bırakmayan “bütünü” arar. aslında sırf bu “insan-insanlık” kriteri bile islam gerçeğini bulmaya yeter. insan-ı kamil ideali tüm gerçekliği ve ulaşabilirliği ile islam tasavvufundadır. sadece insan odaklı olduğu halde insanın “hamurundan” bihaber felsefe ekolü, dünyevi tarikat ve ideolojilerin aksine, insanlığın tüm dertlerine deva da islamdadır. bir din düşünün ki tüm insanlığı hedef alsın, icabet edenleri ümmet-i icabet, kalan tüm dünyayı da ümmet-i davet görsün. fazla söze gerek yok böyle bir merhamet ve bakış açışı insanlığı kurtaracak medeniyet projesini sunmaya ve gerçekleştirmeye elbette muktedirdir. üstadın deyimiyle:
doğan güneş her aynı da her gün yeni
ezelden ebede dek işte islam güneşi
güneşe bakan gözlüklerimizi değiştirdiğimiz anda “büyük doğu” ufukta elbette belirecektir.
….
zeki insanın hayatta “başarılı” olması ve iq-eq katsayısı düşük akıllı insanların baudelaire’in albatrosu misali şaşkın ve “başarısız” durumuna düşmesini ele alacaktım ki büyük doğu damarım kabardı ve nesnel bir yazı yazma çabam bertaraf oldu 🙂
not: bir arkadaşımın bana gönderdiği mail’dir. okutucular da tetkik etsin istedim.



