Din, evren adlı yazılımın protokolleridir veya evrendeki nizamın kurallardır veya devlet-i aliyye denilen evrendeki en büyük düzenin kanunlarıdır.
söz gelimi bir uçak dizayn ediyorsunuz… bu dizayn esnasında aerodinamik kanunları, hava, sürtünme, yerçekimi ve başka sayısız maddi kanunları göz önüne almak zorundasınız. işte bu kanunlar dahi dinin kurallarından bir kısımdır.
insan, evreni ve ondaki işleyen kuralları anladıkça ve o kuralları kendi yararına kullanmayı öğrendikçe pek çok işi başarabiliyor. hatta bir şeyleri başarmak ancak o kuralları anlamakla mümkün oluyor da diyebiliriz.
evren iç içe açılan boyutlar şeklinde yapılandırılmış olduğu için, her boyutun kendine özgü kuralları vardır. diğer boyutların dahi hakkını verebilmek için o boyutların kurallarını öğrenmek gerekir. madde boyutunun kurallarını öğrenmenin ne gibi faydalar sağladığını izaha gerek yoktur; çünkü herkes bilmektedir onları. insanlığın ulaştığı tüm teknoloji ve faydası bu noktada somut örnektir.
peki ya diğer boyutlar?
söz gelimi maddenin bir üstü olan enerjetik boyutun kurallarını bilmek bize neler kazandırır?
ya onun da üstünde olan melekût(nur boyutu, belki takyonlar alemi) boyutunun kurallarını öğrenirsek neler kazanırız?
mesela uzak doğu spiritüalisleri(ve benzerleri) yalnızca enerjetik boyutun kurallarını öğrenmişler ve melekût boyutuna geçememişlerdir. enerji boyutunun imkanlarını kullanarak pek çok olağanüstü işler yapabilmektedirler. enerjetik boyutun varlıklarını istihdam edebilmekte, genelde büyü ve sihir olarak bilinen konularda son derece başarılı işler çıkarabilmektedirler. ayrıca bir kısım tıp bilgisine de erişebilmektedirler. eski mısır’lılar ise enerjetik boyutun tam manasıyla üstadları idiler. tam olarak hangi noktalara kadar ulaşabilmişlerdi, bugün bilmemiz zordur. ancak şu kadarını biliyoruz ki, eski mısır sihirbazları günümüze gelebilselerdi, sahip oldukları güçler ile amerikan ordusunu dahi hezimete uğratabilirlerdi. karanlık irfanda ne kadar ileri gitmiş olduklarını siz hesap edin artık.
melekût boyutunun kurallarını öğrenmek ise daha farklı bir konudur. peygamberler ve onların varisleri çok büyük ölçüde bizlere bu boyutun kurallarını talim etmişlerdir. bu kurallara uymanın melekler gibi güzel ahlaklı olmayla yakından alakası vardır. ayrıca kişinin ölüm ötesindeki refahı da melekût boyutunun kurallarını öğrenmesi ve uygulamasına bağlı olduğunu söyleyebiliriz. peygamberlerin öğretisini benimsemeyenlerin cenneti üretmeleri mümkün olmamaktadır. zira cennet dediğimiz bir bilinç durumudur. dünyada iç huzuru şeklinde tezahür ederken, ahirette tüm içler dışa çevrildiği için, cennet dediğimiz ortamı oluşturacaktır.
din dediğimiz kavram başta melekût boyutu olmak üzere diğer tüm boyutların kurallarını dengeli bir biçimde içermektedir. mesela namaz melekî bir uygulamadır esasen; ancak dikkat ederseniz güneşin konumları ve vakit bilgisini de içerdiği için aynı zamana enerjetik boyutun kurallarını da hesaba katılmıştır. zira insan dahi evrenin mikro ölçekte bir modeli olmakla madde, enerji ve melekût katlarını kendinde dürülü olarak bulundurmaktadır.
dinin en netameli kısmı ise toplumsal hayata temas eden yönüdür. tarih içindeki yoğun siyasi ve ideolojik çarpıtmalar sonucu artık işin içinden çıkılmaz hale gelmiştir. at izi it izine karışmış durumdadır. en iyisi o kısma pek dokunmamaktır. bizim altından kalkabileceğimiz bir iş değildir. zamanı gelince elbette o işin ehli dahi zuhur edecek ve meseleyi çözüme kavuşturacaktır. o yüzden biz dinin siyaset ve yönetime dair yönüne bulaşmayalım; kişisel gelişim yönü ile yetinelim. aksi takdirde o işin altında ezilir kalır ve pek çok zulme de ortak olmuş oluruz. boşverin… din adına yapılan sayısız rezilliklerde hissemiz olmasın. kişi bilmediği işlerden sorumlu değildir. ehli gelince halleder; bize ne…



