Nübüvvet vs. VelayetBoyutsal KatmanlarDua ve Bumerang KanunuGölge vs. AsılHatem'ül Enbiya (sav)Kalp

Essalamü Aleyna Ve Ala İbadillahissalihin

Peygamber efendimiz mirac adlı boyutsal yolculuğuna çıkmış ve madde hatta nur boyutlarını bile geride bırakıp zat mertebesi limitlerine kadar yükselmişti.

zat mertebesinden peygamber efendimize nida edildi:

“esselâmu aleyke eyyühennebiyyü ve rahmetullâhi ve berakâtühü”
(ey nebî! selâm(esenlik, güvenlik), allah’ın rahmeti ve bereketleri senin üzerine olsun”

peygamber efendimiz de selama şu şekilde karşılık verdi:

“esselâmu aleynâ ve alâ ibâdillâhis-sâlihîn”
(selâm bize ve allah’ın salih kullarının üzerine olsun)

işte hallac-ı mansur’un kellesinin gitmesinin(özde yatan) sebebi de peygamber efendimizin bu mukabelesine itiraz etmiş olmasıdır.

hallac-ı mansur neye mi itiraz etti?

oradaki “sâlihîn” ifadesini yerinde bulmadı ve dedi ki: “eğer peygamber “sâlih kulllar” ifadesi yerine sadece “kullar” deseydi, o zaman allah’ın rahmeti, bereketi, esenliği ve güvenliği ayırt etmeksizin tüm kullar üzerine inerdi. halbuki peygamber “sâlihîn” şartı getirmekle rahmeti sınırlamış oldu. böylece rahmet sadece sâlih olmuş, yani nefsini ıslah etmiş kulların üzerine indi, diğerlerinin üzerine inmedi.

işte hallac-ı mansur’un peygambere bu yöndeki itirazı manevi alemde ağır bir cezaya çarptırılmasına neden olmuş ve neticede bu ceza madde boyutuna da yansıyıp idam edilmesine sebebiyet vermiştir; çünkü peygamber efendimiz kendi kendine iş yapmaz. onun sözü ancak hakkın sözüdür. ona itiraz, hakka itirazdır. bir kimsenin manevi makamı arttıkça sorumluluğu da artar. artık çok ince edeplere bile dikkat etmek zorunda kalır.

“esselâmu aleynâ ve alâ ibâdillâhis-sâlihîn” sözü bana bunları hatırlattı. ancak bu anlattıklarım dahi bir ölçüde meselenin esasına gönderme yapmaktadır.

kişi sâlih olmadıkça, yani nefsini ıslah etmiş olmadıkça, bir diğer deyimle altbeyin(kalp) olarak yaşantıya ermedikçe, çocuk gibi kelimelerle oynar ve oyalanır durur ve bomboş bir şekilde geçip gider bu hayattan.

güya imanı ve islamı millete ders verme makamına getirilmiş bir takım adamlar var. halbuki ders vermekle yükümlü oldukları şeyden en başta kendileri bihaberler. üstüne üstlük bu durumun farkında bile değiller. biz nasıl bir devirde yaşıyoruz ya hu?

not: evliyalık yolu gölge yolu olduğu için, orada zat mertebesine yükselmek mümkündür. bir veli zat mertebesine çıkınca yok olur ve kendinden bir şey kalmaz. zira zat mertebesinde ikilik mümkün değildir. orada sadece allah’ın zatı vardır.

nübüvvet yolu ise gölgeye değil asla yükselttiği için, bu yolda zat mertebesine muhatap olmak mümkündür; ama oraya çıkmak mümkün değildir. zira zat mertebesine adım atanın da ilah olması gerekir ki, böyle bir şey kesinlikle mümkün olamaz. zat mertebesine göz atabilir ama asla oraya adım atamaz. “orada seyir nazaridir, kademi değildir” denir.

isnetus 07.08.2023 13:05 ~ 13:13

İsnet.us

Bir ekşi sözlük yazarı olan “isnetus”, ağırlıklı olarak tasavvuf, tarih, siyaset bilimi alanlarına ilgi duyar. Ekşi sözlük ve bu blog haricinde başka bir yerde yazmamaktadır; instagram, twitter ve facebook hesabı da yoktur. Bununla birlikte Ekşi'de paylaştığı bazı yazılarını https://isnetus.wordpress.com/ adlı sitesinde paylaşarak takipçilerinin yorum ve ilgili konu hakkındaki değerlendirmelerini paylaşabildiği ve farklı açılardaki tefekkürlerini sunup fikir alışverişinde bulunabildikleri bir blogu da mevcuttur.

İlgili Makaleler

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu