
Allah mutlak kuvvet ve kudret sahibidir.
“la havle ve la kuvvete illa billah”
Allah’tan başka güç, kuvvet ve kudret sahibi yoktur. Allah gücünü kimseyle paylaşmaz hatta bu gücün zerresini bile hiç kimseye vermemiştir. dolayısıyla bütün güç sahiplerinin gücü, ancak Allah’ın kudretiyle kaimdir. tıpkı iplerle oynatılan bir kuklanın bütün işlerinin gerçekte o kuklaya ait olmayıp kuklacıya ait olması gibi. kainatta tek bir fiil ve tek bir fail vardır.
insanın ve diğer bütün mahlukatın ham maddesi ademdir, yokluktur. (adem yokluk demek, a’nın üzerinde uzatma yok)
Allah bize büyük bir lütufta bulundu ve yokluktan varlığa getirip, kendi kemaline seyirci kıldı. bu büyük bir lütuftur çünkü her kemalin aslı varlık, her şerrin aslı ise yokluktur. sırf yokluk, sırf şerden başka bir şey olamaz.
mesela karanlık, ışığın yokluğundan,
zulüm adaletin yokluğundan,
cehalet bilginin yoluğundan,
küfür, imanın yokluğundan
ibarettir. menfiler, olumsuzlar ayrıca, bizatihi varlık değillerdir. bütün olumsuzların mahiyeti yokluktur. (ek bir bilgi olmak üzere söyleyelim; peygamberler olmasaydı medeniyet olmazdı çünkü antitezler bile son tahlilde varlığını tezden alırlar. ben Allah’tan bahsetmesem, sen onun var olmadığını nasıl iddia edebilirsin?)
insan ve şuur sahibi diğer mahlukun Allah’ı ve işlerini seyri, tasavvuf lisanıyla söyleyelim, kâdemî değil basarîdir yani oluş yoluyla değil görüş yoluyladır.
Allah’ın kudretine şâhit olabiliriz ama mâlik olamayız. o kadar ki, kendi sahip olduğumuz cüzi kudret bile gerçekte ona aittir.
ona buna “şirk şirk” diyen zevat!
sıkıysa bu gerçeği de hazmedin. tabii önce meselenin şuuruna varmak gerekiyor. kuru bilgi bu sahada geçersizdir.
ben bu gerçeği ilk idrak ettiğimde günlerce kendime gelemedim. içimden şöyle bir itiraz yükseliyordu ” ey Allah’ım her yeri, her şeyi istila etmişsin, kuşatmışsın, bize ufacık bir köşe bile bırakmamışsın. ne olurdu bize de bir şeyler bıraksaydın”
kendinin bu kadar aciz bir varlık olduğunu bilmek insana koyuyor. nefs Allah’a karşı kıskançlık ve husumet duyguları içine giriyor.
peygamber gerçekten efendiler efendisidir. çünkü insanlar içinde en çok aczini bilen ve bu bilgide en ileri giden o’dur. (marifet, cehaletin ilmidir. yani bilmediğini bilmek yoludur)
kendini bizatihi varlık olarak bilen, gerçekte en büyük sapkınlık içinde bulunan kimse, nasıl idrak etsin bütün bunları?
elbette edemez. sonra da böyle debelenip durur.
son olarak,
“seyyid’ul kavmi, hâdimuhum- kavminin efendisi, ona hizmet edendir”
not: bu tahlil, tasavvuftaki en kamil nokta olan, imam-ı rabbani ekolüne göre yapılmıştır.



