La Havle SırrıGölge vs. AsılNefs, Benlik-EgoŞeytanTasavvuf (Seyr-i Süluk)TevekkülTevhid AnlayışıVahdet-i Vücut - Vahdet-i Şuhud- Nübüvvet Kemalatı

Kendini Değerli Hissetmek

Tasavvuf yolunda girdikten sonra değişik haller yaşadıkça bende de olmuştu bu.

demek ki ben allah’ın sevdiği, seçkin kuluyum falan diye düşünüp seviniyordum.

tüm rezilliğin işte bu noktada başladığından haberim yoktu tabii o zamanlar.

o benliğimiz var ya, şeytanın ta kendisi imiş aslında. kendisini çok güçsüz, çok zavallı, çok aciz, çok düşkün, kimsesiz hissediyor. nasıl hissetmesin ki? koskoca dünyaya karşı altı üstü bir dirhem et. o nedenle şiddetle güvenlik endişesi yaşıyor. o endişesini giderebilmek için eski devirlerde akrabasına dayanıyordu. şimdilerde ise aidiyet hissedeceği bir çevre ve gruba önem veriyor. bir sürüye dahil olarak güvenlik endişesini ve korkusunu teskin etmeye çalışıyor.

emmare yani tabiat ve madde seviyesinde bilince sahip olan insan, içten içe kendini çok aciz ve zavallı gördüğü için aşırı kırılgan bir yapısı oluyor. en ufak dış etkenlerden inciniyor, alınganlık gösteriyor ve ölçüsüz, duygusal tepkiler veriyor. kibri dağları aşıyor. böyle zavallı bir tip nasıl kibirlenir diye şaşırmayın; çünkü gerçekte kibir, kişinin değersizlik, güçsüzlük, zavallılık, eziklik hislerini kamufle etmek için takındığı bir maskeden ibarettir.

hatta o kimse hayatta başarılı olsa, zengin, muktedir ve itibarlı hale gelse, kendine güven kazanır ve kibri azalır diye ummayın. belki yalnızca semptomları azalır; dışta belirtileri gözükmez olur veya az gözükür; ama kibrin özü ve hakikati yerli yerinde ve muhkem kalır. zira kişi tevhid idrakına ulaşıp allah’a dayanmayı öğrenmedikçe endişesi, evhamı, korkusu, güçsüzlüğü, kimsesizliği kesinlikle dinmeyecektir.

kibrin tevhid idrakından başka ilacı yoktur. o yüzden allah’a kulluk yapmayı reddedenler, aslında iblis kadar kibirlidirler. onların, iç ve dış şartlar icabı, tevazu şov yapmaları sizleri aldatmasın.

“lâ havle ve lâ guvvete illâ billah-bütün görünümler altında iş gören ancak o’dur”

tevhidi idrak edenin halini tefekkür edelim: kendini bedene endeksli bağımsız bir varlık ve bilinç olarak görmüyor artık. kendini hakkın belirdiği suretlerden biri olarak müşahade ediyor; okyanusun bir dalgası olarak…onun indinde diğer tüm mahlukat dahi aynı durumda. hepsi okyanusun birer dalgası konumunda. hepsinin ardında mutlak güç ve irade sahibi olan okyanus var. hepsini çekip çeviren o. bu noktada evham, endişe, korku, zavallılık, kimsesizlik kalmıyor. hatta kendi de kalmıyor. kendisi hakkın bir görünümü oluyor çünkü.

kendini değerli görme veya ezik görme…bunların artık mevzusu bile geçemiyor; çünkü yorgan(zan benlik) gitmiş ve kavga bitmiştir.

“lâ havle ve lâ guvvete illâ billah”

not: burada anlatılanlarda asla vahdet-i vücud yoktur. zira alem asıl değil gölgedir. aslın aynadaki görüntüsüdür. görüntü yoktan var edilmiştir; aslı yokluktur. insanın dahi aslı ve hamuru yokluktur. ancak insan hakkın zatına ayna olacak yetenekte yaratılmıştır. tıpkı güneşin aynaya tam bir suretini bırakabilmesi gibi, insan hakkın zatına ayna olabilir. insandan başka hiçbir mahlukta bu kabiliyet yoktur.

İsnet.us

Bir ekşi sözlük yazarı olan “isnetus”, ağırlıklı olarak tasavvuf, tarih, siyaset bilimi alanlarına ilgi duyar. Ekşi sözlük ve bu blog haricinde başka bir yerde yazmamaktadır; instagram ve facebook hesabı da yoktur. Bununla birlikte Ekşi'de paylaştığı bazı yazılarını https://isnetus.wordpress.com/ adlı sitesinde paylaşarak takipçilerinin yorum ve ilgili konu hakkındaki değerlendirmelerini paylaşabildiği ve farklı açılardaki tefekkürlerini sunup fikir alışverişinde bulunabildikleri bir blogu da mevcuttur.

İlgili Makaleler

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu