
Tüm Kötülüklerin Kaynağı
Tüm kötülüklerin kaynağı kesinlikle ve kesinlikle “ego”dur.
ego deyince de genel kullanımdaki anlamı aklımıza gelmesin.
“amma da kibirli, üstten bakıyor, kendini bir şey sanıyor vs” türünden egodan bahsetmiyoruz burada.
bir insan müthiş tevazu sahibi de olsa, tüm insanlar onun alçak gönüllülüğünü hayran da olsa, yine de sözünü ettiğimiz ego yerli yerindedir.
o öyle bir varlıktır ki,
kimi zaman mütevaziyi oynar; kimi zaman da kibirliyi..
kimi zaman iyi insan rolüne bürünür; kimi zaman da kötü olur. ego, menfaatini hangisinde görür ise bukalemun gibi anında o role intikal eder.
varlığını sürdürebilmek için gerekirse insanların derisini canlı canlı yüzebilecek vahşiliğe ve zalimliğe dahi ulaşabilir. zaten onun derdi hep budur. varlığını sürdürebilmek…
modern toplumlarda ise ego kariyeristtir genelde. toplum içinde saygın ve iyi gelirli bir noktaya ulaşmak ister.
insanlara şöyle bir göz gezdirin: sanatçısından, düşünürüne, futbolcusundan, siyasetçisine ve sair meslek erbabına kadar ezici çoğunluğun tek derdinin yalnızca toplum içinde saygın bir konum elde etmek ve iyi bir gelire kavuşmak olduğunu göreceksiniz. hayatta başarılı olmak derler buna. (bu açıdan bakarsak, hakikat ehli fena halde loser’dırlar aslında. loser olmayı kendine yediremeyen, hakikat ehli olamaz zaten)
hatta size daha garip ve de vahim bir durumu da söyleyeyim: din adına ortaya çıkanların da neredeyse tamamı böyledirler; onlar da kariyeristtirler. düşünün garabeti! din ki, şuuru ego kaydından yani dünya denilen sanal gerçeklikten kurtarmak ve onu evrenselleştirmek için vaz’ edilmiştir, o güruh tarafından gerçek amacının aksiyle değerlendirilmekte, egonun dünyasına kazık çakmak amacıyla kullanılmaktadır.
adam açıkça ve hiç utanmadan din ile toplumda saygın bir yere gelmekte, maddi kazançlar elde etmektedir. sorsanız size sayısız ayet hadis sayıp yaptığını meşrulaştıracaktır. zaten bu dünyada ayet hadis ile meşrulaştıramayacağınız şey yoktur. bundan emin olabilirsiniz.
burada anlatılanlar her çapta geçerlidir; sadece medyatik sahneye has değildir. mahallesinde komşularına ablalık yapan bilmem ne hanım ile gençlere ders okutan bilmem ne bey de esasen aynı mana üzerindedirler.
bu tür dindarların(!) en bariz vasfı fanatizmdir. zira onlar birer ego yapılanmasıdırlar. ego ise evrenselliğin zıttıdır; ayrı görmektir; dışta bırakmaktır; dünyaya hapsolmaktır. dışta bırakılan ise savaşılması gereken düşmandır. düzenlerine halel geldiğini anladıkları anda saldırganlaşır bunlar. bunu da elbette din kılıfında yaparlar. bu bahsin sonu yoktur…
sonuç:
ego bizi dünya denilen sanal gerçekliğe hapseden güçtür.
ego son bulursa, şuur sanal gerçeklikten, yani matriksten çıkış yapar.
doğal ölüm ile de herkes zorunlu olarak matriksten tahliye edilir. ancak değerli olan, doğal ölüm gelmeden önce sanal gerçeklikten çıkabilmektir.(ölmeden önce ölmek derler buna tasavvufta)
matriksten çıkan için para, makam, kariyer gibi sanal gerçeklik değerlerinin bir kıymet-i harbiyesi kalmaz.
matriksten çıkabilmenin yegane yolu, peygamberler tarafından bize sunulan hakikat bilgisine göre biçimlenmektir.



