
İyi İnsanların Kaybetmesi Kötülerin Kazanması
“İyi insanlar kaybediyor, hep kötüler kazanıyor”.
iyi kim?
elbette bu sözü söyleyen kişi.
peki kötü kim?
elbette bu sözü söyleyen kişiye ters düşenler.
böyle laflar edenlerin biyolojik yaşları kaç olursa olsun, akıl yaşı itibariyle çocuk oldukları kesindir.
hayırlar tanrıdan olduğu gibi, şerler ve kötülükler de tanrıdandır. kötülük ve şerlerin tanrıdan olması, tanrının kötü bir varlık veya kötü yönü de olan bir varlık olduğu anlamına gelmez. bilakis tanrı mutlak iyidir. yani diğer tüm varlıklarda kötülük kutbu(isterse çok az olsun) bulunabilirken, tanrıda hiç kötülük bulunmaz. o, yüzde yüz, saf ve halis iyidir. zatı iyi ve güzel olduğu gibi, tüm işleri de iyi ve güzeldir. buna kötülükleri, şerleri, şeytanları, deccalları yaratması da dahildir.
malum olduğu üzere iyi bir film veya dizinin olmazsa olmazı kötü karakterdir. kötü karakter ve onunla kıran kırana mücadeleye giren iyi karakter bulunmayan filmden insanlar pek tat alamazlar.
dünya da böyledir. negatif kutbun olmadığı bir dünyada tat tuz olmazdı. hatta herkes her şeye sahip olmasına rağmen mutlu ve huzurlu dahi olamazlardı. daha çok bitkisel ve anlamsız bir hayat sürerlerdi. zira huzurlu ve mutlu olabilmek için, bunların zıtlarında bir süre kalmak, sonra da oradan kurtulup gelebilmek lazımdır. cennetin var olabilmesi için mutlak olarak cehennemin de var olması gerekir. tek kutup halinde bir cennetin mevcudiyeti imkansızdır.
faraza iblis, “ey tanrım senin dünya adlı kurguladığın oyunda ben kötü karakter rolünü üstlendim. kötü karakter olmadan bu oyun da olmazdı. görevim gereği, insanları hep yanlış yollara sevk ettim. hep onları saptırmak için çalıştım. bu yolda çok emek verdim, çok gayret sarf ettim. o halde ücretimi ve ödülümü talep ediyorum” dese ne olurdu?
elbette iblisin ücreti ateşten başka bir şey olmazdı. zira iblis “ben oyunun kötü karakteriyim. görevim icabı insanları şerre davet ediyorum” demez. o insanlara gerçekten haset eder ve gerçekten düşmandır. onlara gerçekten kötülük yapmak ister. tanrı ise onun istidat lisanıyla yaptığı o negatif duasını kabul etmiş ve onu hikmeti gereği şer yolunda hizmete almış ve görevlendirmiştir.
iblisi kötü karakter olarak görevlendirmek ve böylece dünya adlı ortamın vücut bulabilmesini sağlamak hayırdır; ama iblisin kendisi kötüdür, çünkü niyeti kötüdür ve o niyetine karşılık gelen ücret neyse ancak onu alacaktır.
hatta hayattaki hemen hemen her olgu böyledir. mesela bir hırsız bile aslında görevlidir. tanrının takdir ettiği çalma işlemlerini gerçekleştirmeden ona zarar gelmez. tanrı hırsız kulunu ve memurunu, malı çalınması gereken(hikmet-i ilahiye öyle hükmetmiştir) kulları üzerine sevk eder. bu çalma işlemi hayırdır. ancak hırsızın şahsı itibariyle olay şerdir. zira hırsızın niyeti kötüdür. bir hırsız hiçbir zaman, “ben tanrının malı çalınması gerekenlerin üzerine gönderdiği bir görevlisiyim” demez. o düpedüz tüm kötülüğü ile insanların malını hak-hukuk kaygısı gütmeden ele geçirmek ister. tanrının ona oyunda hırsızlık görevi vermesi de yine o zamana kadar gösterdiği performans ve niyeti ile ilgilidir. yani o kişi hırsız olarak atanmayı seçimleri ile kendisi istemiştir.
sonuç: evrendeki düzen kusursuz işlemekte ve allah en mükemmel şekilde bu düzeni çekip çevirmektedir. kusur görenin kusuru aslında kendi gözündedir. zaten düzende kusur bulunmadığı için kendimizi akışa bırakmamız yeterli gelmektedir. olanı olduğu gibi kabul etmek cennettir. düzene müdahale etmeye çalışmak, olana direnç göstermek yalnızca acı ile sonuçlanacaktır. kader kendine razı olanı hedefine taşır, razı olmayanı ise sürükler. sürüklenen yine aynı hedefe, yine aynı zamanda ulaşır; ama pek çok acılar çekmiş ve tüm bedeni yara bere içinde kalmış ve belki bir şaki(inkar ve isyan eden) olarak…



