
“Hwang jin yi 2007” filmini izledim. filmde dikkatimi çeken şeyler oldu.
hwang jin yi, 1500’lü yıllarda kore’de yaşamış ünlü bir kiseng, japonlardaki tabiriyle geyşa.
o zamanki kore çok katı hiyerarşik sınıflara ayrılmış durumda. hwang jin yi ise aristokrat bir aileye mensup; ama daha sonra annesinin bir hizmetçi olduğu ortaya çıkınca kaderi değişiyor. meğerse zampara babası evin hizmetçisiyle birlikte olmuş. o beraberlikten hwang jin yi doğmuş. evin hanımı bir skandala meydan vermemek için hizmetçiyi göndermiş ve kızı kendi kızı gibi yetiştirmiş. ancak bu gerçek daha sonra açığa çıkınca hwang jin yi kiseng olarak hayatını sürdürmek zorunda kalmış.
kore’deki “kiseng” denilen bu kavramın bizde ve batıda pek karşılığı yok. çoğunlukla direkt “fahişe” diye çevriliyor, ama kavram gerçekte karşılanamamış olarak kalıyor. aslımda kisengler üç sınıfa ayrılıyorlar:
1. ilpae: bunlar üst düzey kisengler. sarayda veya krallığın üst düzey bürokratlarının meclislerinde hizmet veriyorlar. müzik, dans, şiir ve hat sanatında üstün eğitimliler. sadece sanat icra ediyorlar; fuhuş yapmaları kesinlikle yasak. kimi üst düzey soylularla sevgili olmak tamamen kendi tercih ve inisiyatiflerine bağlı. hiçbir zorunlulukları yok.
2. ipae: bunlar orta kademe kisengler. orta kademe soylulara hizmet veriyorlar. ilşki yaşama konusunda biraz daha serbestliğe sahipler.
3. sampae: bunlar direkt bildiğimiz fahişelerdir. sanatsal yetenekleri ya çok az ya da hiç yoktur.
hwang jin yi en üst düzey kiseng sınıfına mensup. entelektüel ve sanatsal yeteneklerinin eşsiz olduğu söyleniyor. çağının ötesinde biriymiş. o kadar ki, yazdığı şiirler bugün bile kore okullarında öğretiliyormuş.
filmde benim dikkatimi en çok çeken sahne hwang jin yi’nin bir uzakdoğu bilgesi ile görüşmesi oldu. bilge, yönetici sınıftan ve soylulardan kimseyi kabul etmiyor, ama hwang jin yi ile görüşmeyi kabul ediyor.
görüşmelerinde bilge hwang jin yi’ye üç soru soruyor ve hwang jin yi sorulara cevap veriyor:
– yolunun üstünde sana engel olan bir ağaç olsa ne yaparsın?
+ etrafından dolanırım.
– şiddetli bir fırtına yolunu keserse?
+ fırtınanın dinmesini beklerim.
– niçin yolunu kesenlere öfkelenmiyorsun?
+ onlar sadece doğal olaylar(işin doğası bu, olması gereken oluyor).
bilge hwang jin yi’yi dinledikten sonra, ona dış yüzden doğru olan cevaplarının iç yüzünü açıklıyor: “senin dış olaylara tepkisiz kalman, evrene ve düzenine olan saygın yüzünden değildir. hayata bencilce yapışmak isteyen, ama arzularını elde edemediği için küsen birinin tepkisizliğidir” diyor(ben kendi kelimelerimle ifade ettim).
sonra başka sahnede bilgenin bir sözü daha naklediliyor: “haydut yöneticiden farklı değil. erkeklik, kadınlık, kölelik, efendilik (hayattaki tüm roller demek istiyor) ancak hakikate giden yolun üzerindeki çer çöpten ibarettir”.
peki bir uzakdoğu keşişi bunları nasıl bilebiliyor?
gerçekte marifet yani hakkı bilmek nur boyutu ehlinin işidir. ancak nur boyutunda olan her şeyin enerji boyutunda dahi gölgeleri ve kopyaları mevcuttur. bu nedenle iman sahibi olmadığı, dolayısıyla nur boyutuna geçemediği halde, enerji boyutunda açılım(fetih) yaşayanlar, marifet bilgilerinin gölgelerine ulaşabiliyorlar. ancak bunların hepsi tek gözlü deccallar hükmündedir. zira bunların sadece sol gözü(enerji boyutu) açıktır, sağ gözleri(nur boyutu, melekût alemi) ise kördür.
yine aynı nedenle pek çok cinni/şeytani varlık dahi üst düzey bilgilere sahip olabiliyor. ancak bu bilgilerin insanların dalaletini artırmaktan başka bir faydası olmuyor. son tahlilde bu bilgiler sahte bir din olarak ortaya çıkıp gerçeğini perdelemeye ve şeytana hizmet etmeye yarıyor.



