Bir arkadaş tandır kababı ile ilgili güzel bir tefekkürünü göndermiş:
“altbeyin veya omurilik tandır ya da kuyu,
kötü sıfatlar ve karanlıklar yakılması gereken odun hükmünde,
onları yakacak olan da hakkın nuru,
kuzu da hoş ve munis sıfatlı nefs,
hakkın nuru baştaki bıngıldak kemiğinden giriyor ve omurga tandırını ateşe veriyor. oradaki yakacak odun misali tüm karanlık tortuları, kötü sıfatları yakıp kül ediyor.
nefs adlı enerjetik yapı zulmetlerinden, karanlığından böylece arınıyor ve pişiyor. nefs adlı bu yapı, kuzu tandır gibi leziz ve faydalı hale geliyor. böyle bir nefsin tüm mahlukata faydadan başka bir özelliği kalmıyor.
tandır kuyu gibi bir yer. hz.yusuf (a.s)’in içine düştüğü kuyu bu. zâhirde madde alemi iken, insani boyutta da beden ve altbeyin, omurilik…yusuf can,nefs.
odunları tutuşturan ise zikir, fikir, tefekkür nurları; ibadetler ve kişinin himmeti, hakka yüzünü dönmesi.
kişi yüzünü hakka tastamam dönerse, nurlar gelir kuzu kesilir ve tandırda mis gibi pişer.
tandırda pişiren de aşçıbaşı…o bu yollardan daha önce geçmiş tecrübeli biri.
kuzu ne kadar tandırda duracak, ateşin harı ne kadar olacak. hangi aşamada çıkarılacak ne zaman dilimlenecek… öyle herkes yapamaz kuzu tandırı. herkes de o kuzunun boynunu kesemez. kuzu kesilmeden evvel bismillah denir. bismillah deyip besmele sırrına erenler ancak kesim işlemi yapabilirler”.



