Tasavvufta kişinin öze ermesi için pek çok yöntem ihdas edilmiştir. ancak bunların tamamı “ben kimim” tefekkürüne nispetle ikincil ve yardımcı unsurlar olarak kalmaya mahkumdurlar.
daha önce ayna makalesinde(bkz: #81838162) hem kainatın hem de onun mikro ölçekli örneği olan insanın hakka/güneşe tutulmuş bir ayna olduğu belirtilmişti. (o yazı aynı zamanda “allah, göklerin ve yerin nuru’dur”(nur 35) ayetinin bir açıklaması hükmündedir).
işte bu tecelli aynanın özüdür, ruhudur, canıdır, şuurudur. belki de bizim tam olarak özbenliğimizdir. diğer bir ifadeyle, hakk kendini değişik mazharlarda kayıtlayarak açık etmiştir. o özben, özşuur insan kıyafetine girince fizik bedenin dürtüleri, içinde yaşadığı çevre ve toplumsal değerler ile örtülmüştür. bunlardan kendini soyutlamayı başarırsa, tekrar özgün haline dönecektir.
bizler de dahil olmak üzere kainatın her noktası hakk ile kaimdir, canlıdır, şuurludur. ancak bu özellikler yalnızca mazharların kabiliyeti ölçüsünde açığa çıkabilirler. maksimum açığa çıkış insanda olur.
şimdi tekrar soralım: “ben kimim?”
ben, güneşin aynadaki bir yansımasıyım. dolayısıyla, “ben güneşim” desem yalan söylemiş olmam; ancak tam olarak doğruyu söylediğim de iddia edilemez. zira “ben” ancak hakkın ikinci dereceden bir zuhuruyum; görünüşüyüm; bizatihi kendisi değilim.
kısacası, kainat o’nun geniş ölçekte bir görünümüdür. insan ise o’nun odaklanarak mikro ölçekte bir görünümünden ibarettir. varoluşta değişik görünüm ve açığa çıkışlarıyla tek bir kudret, tek bir irade hüküm sürüyor.
güneş ve ay,
belki de iki yay*;
ayna ve ay,
beni de onlardan say.
murakabe usulü:
gözlerimi kapatıyorum.
güneşe tutulmuş bir ayna hayal ediyorum.
kainat devasa bir ayna. ben de o ayna içinde başka bir mikro aynayım.
devasa aynada beliren güneşin sureti hz. peygamberin ta kendisi. diğer tüm olgun, ermiş kimseler de onun kanatları altında çeşitli mertebeleri/katları oluşturuyorlar.
mikro aynada beliren güneşin sureti ise “benim”
“lâ havle ve lâ kuvvete illâ billah” diyorum. yani makro ölçekte de mikro ölçekte de “yapıp eden hep o”; ” başka yapıp eden yok”. hatta ve hatta, bu sözü benim dilimden söyleyen dahi o.



