Kemalizm, doğu-islam kültürüne ait bir ülkeyi aidiyetinden koparma, batı tarzı bir aydınlanma hamlesini gerçekleştirme girişimi ve fikridir.
lâkin bu aydınlanma hamlesi yüzeysel kalmış ve aslının berbat bir kopyası olmaktan öteye gidememiştir. çünkü bir tarım toplumu ve onun siyasi ekonomik yapılanması daha ötesine izin vermez. böyle bir bünyede sanayi toplumundaki kurumların karşılığı yoktur ve oradan nakledilecek tüm unsurlar bir tarım toplumunda ancak şeklen, bostan korkuluğu mahiyetinde vücut bulabilmektedirler.
hakbuki gerçek bir aydınlanma, üstyapıdan hareketle ve emir komuta yoluyla değil, altyapı dönüşümüyle yani makineleşme, sanayi üretimi, ihracat vs. gibi endüstriyel bir kalkınma ile elde edilebilir.
nihayetinde kemalizm, çökmüş ve mağlup olmuş bir medeniyetin, marazi tarım toplumu seçkinlerinin bir ideolojisidir. tabii artık eski çamlar bardak oldu. eski yapının ezilmiş, bastırılmış apolitik köylüleri şehre inip lümpen oldular ve iktidarı ele geçirdiler.(akp’nin lümpen partisi olması)
tasavvufta da sistem aynen o şekilde işler. (zaten yaptığım siyasi analiz tasavvuf ilminden ilhamladır)
eğer altyapıyı yani bedeni ve nefsi dönüştürmeden yalnızca ruhani bir aydınlanmaya ulaşırsanız, başarı yüzeysel olmak hasebiyle fazla değerli görülmez. hatta son derece eksik ve tehlikeli olarak da değerlendirilebilir kimi zaman.
çünkü bütün mehdiler, mesihler, kurtarıcılar hep bu tiplerin arasından çıkar. ortalığı velveleye verirler. fitne, fücur çıkarırlar. takipçileri de son derece fanatik, arızalı ve fuzuli insanlar olur. liderlerini tanrılaştırırlar.
netice-i kelam, yüzeysellik tehlikelidir, hem de çok…
bu konuda net ve berrak fikir üretmek yerine kafa karıştıran, felsefi kavramlara boğulmuş, destan uzunluğunda yazılara ve de sahiplerine itirazım var.



