Bir okuyucu mesajı:
koan, zen budizmi’nde mantıklı düşünceyle cevaplanması mümkün olmayan, yalnız sezgilerle anlaşılabilen hikâye, diyalog ya da sorulara verilen addır.
örnek iki koan:
“henüz daha sana hayat verilmeden önce ilk biçimin nasıldı acaba?”
“iki elini birbirine çarparak bir ses çıkartabilirsin. peki bir elin sesi nedir?”
bu akımın hocaları talebelere bu tarz bilmeceleri sorarmış. öğrenci de bir cevap bulunca hocaya gelir cevabı söyler, hoca da olmuş ya da olmamış diye söylermiş. böyle belki aylarca düşünürken, genelde balataları yakmak üzereyken, aniden aydınlanma gerçekleşirmiş.
tefekkür de bunun aynısı herhalde. düşünüp ilerledikçe en sonda çözülemeyen bir tane soru kalıyor. o da genelde, ‘özgür irade/kader’, ‘bu böyleyse bu niye böyle’ ya da, ‘bu nedir’ gibi garip bir soru oluyor. ama cevabı yok. o soru gelince ilerisine pek gidemedim daha. Hz. Muhammed (s.a.v) acaba böyle şeyleri düşünmek için mi hira mağarasına gitti?? yoksa onu kendimiz gibi mi zannediyoruz?
(bkz: #111325703)” yok olmuyordu… uğraştıkça batıyor ve işin içinden çıkamaz hale geliyordum. bu olay günler boyu sürdü. en sonunda bir girdaba kapıldım. girdap hayalimde canlanır gibi oldu. beni evire evire içine çekiyordu. boğulmama ramak kalmıştı. derken bir cuma günü birden bir ışık parladı kalbimde ve “kayıtsız şartsız iman ediyorum” deyiverdim. üzerime sükunet çöktü. şuurumun sanki buharın maddeden ayrılması gibi sıyrılıp yükseldiğini hissettim; hatta belki görür gibi oldum”



