
Bir arkadaş marifete dair aşağıdaki mesajı göndermiş. pek çok kişiye faydalı olacağını umduğum için paylaşıyorum:
“la ilahe illallah muhammedur resulullah’ın izahı:
mesela televizyondan cumhurbaşkanı bize konuşma yapsa, aklı başında birisi televizyona cumhurbaşkanı der mi? işte hristiyanlar bu hatayı yaptılar.
peki televizyonda cumhurbaşkanı görünse, ama biz bu görüntü bizatihi televizyonun kendindendir desek ne olur? ancak malumunuzdur ki, elektrik gitse televizyonda görüntü vs. hiç kalmayacaktır. yani görüntü televizyonun bizzat kendisi değildir. bu da maalesef yahudilerin sapması olmaktadır.
elektrik: ruh
yani hristiyanlar televizyon yok cumhurbaşkanı var dediler. (televizyon da cumhurbaşkanıdır, dediler). yahudiler cumhurbaşkanı yok, televizyon var dediler. (yani cumhurbaşkanı denilen de televizyondur, demekteler), müslümanlar ikisinin ortasını buldu. televizyon ve cumhurbaşkanı ayrı ayrı ve birlikte var dediler.
televizyon cumhurbaşkanı’nın konuşmasını bize iletiyor deriz. yani biz resulullah’ta hakk’ı müşahede ediyoruz, o’nu görüyoruz. lakin resulullah hakk’ın kendisi değildir.
la ilahe: televizyonda görülen görüntü, televizyonun kendinden değildir. yani görülen resulullah’ın nefsi değildir.
illallah: televizyonda görülen cumhurbaşkanı, resulullah’ta görülen hakk…
muhammedur resulullah: televizyon cumhurbaşkanı değildir. resulullah haşa allah değildir. allah’ın elçisidir.
dolasıyla şehadeti hakkıyla söylemek için bizzat resulullah’ı görmeliyiz. yahut evliyaullah’tan birini bizzat görmeli ve tanıklık etmeliyiz. çünkü evliyaullah dahi resul’e dolayısıyla allah’a bağlıdır. cumhurbaşkanı’nın konuşmasının bilgisayardan telefona aktarılması misali… aksi takdirde şehadet ederim lafı eksik kalacaktır.
yani resulullah öyle bir zattır ki, kendi nefsini aradan çekmiş bize hakk’ı tanıtmıştır. bu nedenle ona çok büyük bir vefa borcumuz bulunmaktadır. keza evliyaullaha da…
allah ondan, ailesinden ve ashabından razı olsun.
eşhedü en la ilahe illallah ve eşhedü enne muhammeden abduhu ve resuluhu.
son olarak: televizyon’da elektrik vasıtasıyla cumhurbaşkanı görünüyor ya… yani ruh vasıtasıyla resulullah’ta hakk görünüyor. (dikkat! elektrik, cumhurbaşkanı değildir; ruh da hakk değildir.)
tüm bu bilgilerden maksat şudur ki, biz dahi şahitlik edersek aynı kemale mazhar olma şansımız doğuyor. bilgisayardan ara kablo ile telefona cumhurbaşkanı görüntüsünün aktarılması gibi. ara kablo ise bu gerçekliğe şahit oluşumuzdur. inkar edenler ise bu muazzam kemalden mahrum kalmış oluyorlar.
televizyonda elektrik vasıtasıyla cumhurbaşkanı görülüyor dedik…yayın yapılmasına rağmen televizyon ayarsızlık yüzünden görüntü alamasaydı, boş ve karlamalı bir ekran ile kaşı karşıya kalırdık değil mi?
işte hakk görünmüyor ise bizde, bunun sebebi ayarsızlık yüzünden ekranda o parazitli görüntünün yani nefsimizin görünmesidir.
işte o gerçekliğe şahit olup haramlardan kaçıp, farzları yaptıkça parazitli görüntüden aşama aşama kurtuluyoruz.
yani nefsi aradan kaldırınca, bizde de hakkın görünür olacağını idrak ediyoruz. işte kurban bayramı’nın hakikati dahi budur.
gerçekte cumhurbaşkanı televizyonda değil, cumhurbaşkanlığı külliyesinde ikamet etmektedir. televizyondaki cumhurbaşkanı’nın bizzat kendisi değil, bir görüntüsüdür. “yere göğe sığmam mü’min kulumun kalbine sığarım” sözünün hakikati de budur…
görüntünün netleşmesi için resul’de, evliyaullah’ta, yahut kendimizde görülen hakk müşahedesini önce kabul edip şehadet edeceğiz. sonra o müşahedeye, ister müşahede güzel ister çirkin olsun, lâ kılıcını vuracağız ve bir sonraki müşahedeyi talep edip baştan yeni bir şehadete erişeceğiz. bunu yapmazsak zamanla müşahedemiz bizim için putlaşır. işte allahu ekber’in hakikati de budur…
diğer yandan, görüntü ne kadar netleşirse netleşsin külliyedeki cumhurbaşkanı oraya hulul etmemektedir, yani bizzat yerleşmemektedir…. evet aktarım vardır ve %100 netlik imkansızdır(şah-ı nakşibend hazretlerinin sözü: “mutlak tevhid mümkün değildir”).
yani nefsimiz asla tamamen devre dışı kalmamaktadır. biz nefsimizi ne kadar arındırırsak, görüntü o kadar net olur. fakat nefsin tamamen yok olması söz konusu değildir. bu sebeple külli irade de vardır, cüzi irade de… bu da kaderin hakikatidir.
en doğrusunu allah bilir”.



