
Bilim, aklın evreni kavrayışı veya kavrama çabasıdır.
sanat, kalbin evreni kavrayışı veya kavrama çabasıdır.
bilim, analitik çalışır ve parçadan bütüne gider. parçalar arası ilişkiyi kavrayıp evrende geçerli ve yürürlükte olan kuralları ortaya koyar. bir üst seviyeye çıksa bile, bu sefer o aşamadaki daha büyük parçalar ile meşgul olmaya başlar. bu böyle gider…aklın en önemli handikapı işte budur; hep parçada takılı kalmasıdır. filin kulağını inceler, kuyruğunu inceler hükümler verir; ama asla filin bütününü göremez.
kalp ise akıl gibi hakikat yolunda topal değildir. onun zikredilen handikapından mahfuzdur. kalp, yalnızca bütünü kavrar ve hakikati doğrudan deneyimler. kalbin hakikati kavrayışına sezgi, ilham veya vahiy denir. kalbe inen bu hakikat kendini şiir, müzik, belagatlı söz, resim vs. sanatlar şeklinde dış planda gösterebilir.
tabi bizim burada bahsettiklerimiz gerçek sanatçılardır. bir de onların taklitleri vardır ki, yaptıkları sadece kopyalama ve çeşitlemedir; kalplerinde herhangi bir idrak hasıl olmuş değildir. günümüzde kendini sanatçı diye lanse edenlerin kahir ekseriyeti bu güruhtandır. gerçek sanatçılar parmakla gösterilecek kadar azdır.
asırlardır “kalp” kelimesi ile ifade edilmiş kavram aslında insanın altbeynidir; akıl ise üst beyin veya kortekstir. altbeyin korteks gibi çalışmaz. onun tüm evren ile bir tür enerji alışverişi türünden etkileşimi vardır. altbeyin saflaştığı ölçüde titreşimini artırır ve algı skalasını genişletir. böylece diğer insanların fark etmediği evrensel sırları download etmeye başlar(ilham). kendisine açılan hakikatleri de yeteneği ölçüsünde dış plana yansıtır.
sözün özü sanat, dolan kalbin zorunlu olarak dışa taşmasıdır. taklitçiler bahis dışıdır.



