1700’lerde fas’ta yaşamış ve o zamanın gavsı olan abdülâziz debbağ hazretleri yaşadığı fetih halini şöyle anlatıyor:
“seyyid ömer hazretlerinin vefatından üç gün sonra Allah’a hamdolsun ki bana feth müyesser oldu, Allah’ı nefislerimizin hakikatiyle bilip tanıdık, o’nun hakkında mâ’rifet bulduk. bunun için hamd ve şükürler yine Allah’a olsun!.
bu hal hicrî 1125(miladi 1713) yılının receb ayının perşembeye raslayan sekizinci günü vuku’ buldu. evimden çıktım, cenâb-ı hak sadaka veren bazı zâtların eliyle dört mevzun (para) benim elime ulaştırıp rızık olarak verdi. bu parayla bir balık satın aldım ve eve getirdim. eşim bana:
-seyyid ali b. harzehem hazretlerine git, bu balığı kızartmam için biraz zeytinyağı getir, dedi.
dışarı çıktım. bab-i fütuh’a geldiğimde içime bir ürperti girdi, sonra titremeye başladım, sanki etlerim parçalanıp dökülüyordu. bu vaziyette yürüdüm, her geçen dakika bu halim arttı; yol üzerinde bulunan seyyid yahya b. alâl hazretlerinin kabrine geldim. rahatsızlığım büsbütün arttı, kalbim yerinden fırlar gibi oldu; çenem birbirine vurdu ve artık bu ölümdür, dedim, hiç şüphem kalmadı.
keşkekten yükselen buhar gibi bir buhar benden çıktı, sonra bir anda uzadım, o kadar ki her uzun kimseden daha uzun oldum. sonra eşya bana keşfolundu ve iç yüzü meydana çıktı, o kadar ki her şey önüme serilir gibi oldu: bütün köyleri, kasabaları, şehirleri ve ovaları gördüm. yeryüzünde bulunan nice şeyleri müşahede ettim. hıristiyan bir kadının çocuğunu kendi odasında emzirdiğini tesbit ettim. denizleri, yedi kıt’ayı ve bu kıtalarda bulunan canlıları, mahlûkatı; gökleri ve sanki göklerin üzerine yükselmişim de içinde bulunan şeylere bakıyorum şeklinde gördüm.
ansızın her yandan şimşek gibi parıldayıp gözleri kamaştıran büyük bir nûr geldi, başımın üstünde durdu, altımı ve yanlarımı çevirdi. ondan bana büyük bir soğukluk dokundu, o kadar ki öldüğümü sandım. davranmak istedim yüz üstü düştüm, gözlerimi kapadım, o nura bakmak istemedim. başımı kaldırdığımda her tarafımın göz olduğunu, bütün organlarımın gözlerim gibi gördüğünü, üzerimdeki elbisenin içimdeki sırrı örtmediğini müşahede ettim. ve anladım ki uzun bir uykuda imişim.
bu durum bir saat kadar sürdü ve sonra kesildi, normal halime geri döndüm ve şehre yöneldim, fakat seyyid ali b. harzehem hazretlerine yetişmeye imkân bulamadım; kendimden korktum ve ağlamaya başladım, derken bir önceki hal yine geri döndü ve bir saat kadar sürdükten sonra kesildi.
böylece bir saat geldi, bir saat kesildi, tâki zâtımla kaynaşıp arkadaş oldu. ondan sonra alışkanlık peyda ettim ve bir saat gündüz, bir saat de gece gelmeye başladı ve en sonunda kaybolmaz duruma geldi.
cenâb-ı hak bana merhamet ederek bazı ariflerle beni bir araya getirdi, kendi dostlarından bazı velîlerle beni tanıştırdı: şöyle ki, feth gününün gecesi geçip sabahladığımda mevlâna idris hazretlerini ziyarete gittim. gördüklerimi ve başıma gelen halleri ahmed cürendî hazretlerine anlattım. baktım ki ağlıyordu. bir ara çok duygulandı ve lâ ilahe illallah, tam dört yüz senedir bu anlatılanın bir benzerini duymadık ” dedi.



