Asaf
İ. (ar. âşaf) vezir [hz. süleyman’ın ünlü vezîrinin (âsaf bin berhiyâ) ismi ise de sonradan övgü sıfatı olarak sadrâzamlar, vezirler için kullanılmış ve kelime zamanla teşmil yoluyla “vezir” anlamına gelmiştir]: her biri müdebbir-i zamâne / her biri bir âsaf-ı yegâne (nâbî’den). âsaf-ı devran alî pâşâ-yı zîşandır gelen (fıtnat hanım).
âsafâne: sıf. ve zf. (fars. -ane ekiyle) vezîre has, vezîre yakışacak şekilde: “zât-ı âsafâne.” “re’y-i âsafâne.”
âsafî: sıf. (nispet eki -î ile) vezirle ilgili, vezîre âit: âsaf kelimesi osmanlı devleti’nde de sadrâzamlara unvan olmuş, nispet edatları, ekleri ile “zât-ı âsafî”, “zât-ı âsafâne” şekillerinde de kullanılmıştır. sadrâzam kapısına (sarayına) da bâb-ı âsafî denilmiştir (reşat e. koçu).
âsaf-re’y: birl. sıf. (ar. re’y “fikir, düşünce” ile) fikri, düşüncesi âsaf’ınki gibi olan, âsaf gibi düşüncesinde isâbet bulunan, uzak görüşlü (vezir).
âsaf-tedbir: birl. sıf. (ar. tedbir ile) âsaf gibi tedbirli, tutumu, tedbîri âsaf gibi olan (vezir).
ibranice’de de âsaf, toplayıp bir araya getirme, özellikle ürün toplama, hasat gibi anlamlara geliyormuş.
-alıntıdır-



