
Dünyada binlerce din olduğu iddiası zihinleri bulandırmak ve islamı o çokluk içinde boğmak için ortaya atılmış şeytan kaynaklı bir akıl oyunudur.
islam mı?
eh işte… yeryüzündeki binlerce dinden biri sadece. hepsi de inananı için gerçek, inanmayanı için yalan.
işin aslı ise şudur: din tektir. o da varoluşun işletim sistemidir. nasıl ki tanrı tektir, onun yaratımı da tektir ve o’nun yaratımına koyduğu ölçüler, ilkeler ve kanunlar da tek bir bütün ve tek bir sistematiktir. işte biz ona din diyoruz. tüm peygamberler halka, onların anlayış seviyesine göre indirgeyerek bu dini açıklamıştır. bilimin tespit edebildiği bir kısım kanunlar dahi, o devasa işletim sisteminin çok cüzi protokollerinden ibarettir.
materyalistlerin boş iddiaları yetmiyormuş gibi, fırsat gördükleri için bu noktada spiritüalistler de derhal oyuna müdahil olurlar. onlara göre yeryüzündeki dinlerin hepsi bir arayüz ve kabuktur ve hepsi aynı özün surete bürünmüş ve biraz da zaman içinde bozulmuş halleridir.
işin kötüsü spiritüalistlerin bu görüşü tamamen yanlış değildir. ancak öylesine bir eksiklik içermektedir ki, son tahlilde insanları şeytana yem etmektedir.
spiritüalistlerin bahsettiği o öz ve çekirdek aydınlanma, tao, monad veya nirvana gibi değişik kelimelerle işaret ettikleri kendilerince en yüksek hakikattir.
o bahsettikleri hakikat, nefsin(biyolojik bedenin enerji ikizi) saflaştırılmasını içermektedir. nefsini saflaştıranlar yaşarken bir nevi cennet haline ulaşırlar. iç çelişkileri tamamen yok olur ve tam bir sükunete ve huzura kavuşurlar. ancak onların bu hali, peygamber efendimizin bizlere 1400 yıl öncesinden haber verdiği deccalın sahte cennetinden başkası değildir.
zira tek başına enerji boyutunun kemali hiçbir şey değildir. enerji boyutuna ilave olarak nur boyutuna geçiş yapan ve o boyutun da kemalini elde edenler ise tasavvuf ehlidir. spiritüalistlerin nur boyutundan haberleri dahi yoktur.
hatta sıkı durun size bunun dahi ötesinden haber vereyim:
imam-ı rabbani hazretleri der ki, alem-i emr(nur boyutu) dünyada iken büyük bir kemal elde etti ve müşahadeye(hakkın tecellilerini görmeye) kavuştu. ancak ahirette onun nasibi yoktur. ahiret muamelesi bütünüyle bedenle işlenen şeriat amellerine göre gerçekleşir. zira ahirette her şey tersine döner. buradaki dış, orada iç olur.
işte o yüzden islamda nur boyutunu geliştiren uygulamalara “nafile” denilmiş, bedeni geliştiren uygulamalara ise “farz” denilmiştir. nafile türünden uygulamalar kişinin kendi tercihine bırakılmışken, farzlar ise zorunlu kılınmıştır. zorunluluktan kasıt, “cennete gitmek isteyenler için bu uygulamalar zorunludur” demektir.
neticede o anlı şanlı tao’ya, nirvana’ya, monad’a ulaşmış uzakdoğu bilgeleri cehennemin dibini boylayacakken(çünkü hepsi deccaldır), dünyadan habersiz köyünde inek sağan ve namazını aksatmayan babaanne cennete gidecektir.



