Tarih asırlar içinde kıvrıla kıvrıla akan bir nehir gibidir. kim olursa olsun, kişiler tarihin akışı üzerinde etkili olamazlar çünkü hiçbir beşer gücü asırlık trendlere etki edemez.
tam tersine, tarih kendine gerekli insan tipini üretir ve istihdam eder. yani demem o ki, bir takım şahısları tarihe yön veriyor gibi göstermek bâtıldır, insandaki putperestlik sapkınlığının bir sonucudur. mesela, napolyon 50 yıl önce doğmuş olsaydı, fransız ordusundan binbaşı rütbesiyle emekli olup(o zamanki kurallara göre), sıradan bir subay olarak yaşayıp ölecekti. o noktada dahi, müstesna kabiliyetleri ortaya çıkaran ve istihdam eden fransız ihtilalidir ve onun ortam ve atmosferidir.
osmanlı’nın son dönemlerinde ve çöküşü esnasında da tarih, kendine uygun insanları ortaya çıkartmış ve görevlendirmiştir. yani bir nevi determinizm söz konusudur. meselemiz esasen bazı şahıslar değil, tarihin diyalektik ilerleyişinin çözümlenmesi ve ona uygun tekliflerin sunulmasıdır.
burada ironik olan şudur ki, eğer toplumsal şuur gerekli olgunluğa ulaşmışsa bu teklifler ve aydınlatıcı görüşler öyle veya böyle ortaya çıkacaktır zaten. bizler tarihin elinde oyuncağız. özgürlüğümüz ve irademiz kimi noktalarda bize sunulan iki şıktan birini seçme hakkından ibaret(kırmızı hap, mavi hap).
ama birini seçtikten sonra artık gerisi büyük ölçüde zorunlu bir zincirleme reaksiyon.



