
Dindarlıktan Deistliğe Giden Yol
İslam alemi kıvranıyor, kor ateşe atılmış balık gibi çırpınıyor.
biliyorsunuz son zamanların modası “hadis dinini terk edelim, Kuran’a dönelim” akımı.
ancak bunlara laf anlatmak ne mümkün!
onlardaki hadisleri inkar etme hastalığının, en sonunda Kuran’ı da inkar etmeye götüreceğini biz baştan biliyoruz ve söylüyoruz ama onlar inatla karşı çıkıyorlar.
derdimizi de anlatamıyoruz çünkü İslam’ın en temel esaslarından ve kavramlarından da bihaberler.
mesela, mezhebin zan/yorum demek olduğunu ve belli bir metodolojiye bağlılık demek olduğunu bilmiyorlar. en basit tabiri bir atasözümüzde gizli “her yiğidin bir yoğurt yiyişi vardır”. her mezhep farklı bir yoğurt yeme tekniğidir.
mesela hanefi mezhebinin kurucusu Ebu Hanife’nin metodolojisine uymayan hadisleri kabul etmediğini ve değerlendirmeye almadığını biliyor musunuz? dikkat edin! o zat hadisin gerçekliğini reddetmiyor, sahtelikle, uydurma olmakla itham etmiyor. sistematiğine uymadığı anda hadisi değerlendirme dışı bırakıyor. bunu ilk defa duydun değil mi benim anlayışı kıt “kuran’a dönelim”cim. zira her bilgi ancak belli bir çerçevede doğrudur. bağlamı tespit edilememiş bir bilgiyi kullanamazsın. kullanmaya kalkarsan çingen aşına döner işin.
peki İmam-ı Rabbani hazretlerinin içtihat(hüküm çıkarma) hakkında söylediklerini biliyor musun?
Hz. Peygamberin ortaya koyduğu kendi içtihadi hükümlerine karşı, başka bir müçtehit alimin karşı çıkıp kendi mukabil görüşünü öne sürebileceğini öngördüğünü, hiç duydun mu? Peygamberin görüşüne karşı, başka görüş öne sürmek! küçük dilini yuttun değil mi? buyur! konu 368. mektupta ayrıntıları ile işlenmiştir.
http://www.sadakat.net/…rabbani/4185-368mektup.html
eğer bunları anlayabilirsen, seninle çok daha başka yerlere de yolculuk yapacağız. işin özüne, ruhuna, lübbüne.
bunlar ne demek ola? dersen eğer, en basit anlatımı şu:
hani hukuk yazılı kurallara dayanır ve hakim hükmünü bu kurallara göre vermekle yükümlüdür ama mutlaka muğlak bir şekilde işin ucu açık bırakılır “hakim kararını vicdanına göre verir” denilir. yasa koyucu neden “vicdan” gibi son derece subjektif bir olguya vurgu yapmak ihtiyacını duymuştur, bildin mi?
çünkü olayların mahiyetini, içyüzünü bir takım şekli ölçülere katı bir bağlılıkla çözemeyiz. aslında insanlar arasında işler hep böyle yürür. gerçek hükümlerimizi hep sezgiyle veririz. akli hükümlerle de onları meşrulaştırır ve kılıf giydiririz. aklın vazifesi çalınan minareye kılıf uydurmaktır.
yani geldik kalbe, ruha, sezgiye yani tasavvufa.
gerçek islam nerede diye hep soruyorsunuz ya!
gerçek islam, hakiki bir dervişin kalbinde.
kuran da orada.
iki cildin arasında arama boşuna!
son söz: deizm, teizm, ateizm ve dahi bilumum izm, diyalektik* işleyen şuurun hakka yürürken düştüğü antitez çukurlarıdır. zira şuur dümdüz değil, tıpkı bir yılan gibi, tez-antitez arasında zikzak çizerek, mekik dokuyarak ilerler. zıtlara kafa ata ata gider.
antitez çukurlarından çıkıp, yola revan olmayı beceremezsen hakka eremezsin.



