“Denize düşen yılana sarılır”
dragon, drakul, ejder, ejderha: büyük yılan, reis ( buradaki reislik yılanların şahı anlamındaki şahmeran)
aslında üzerinde en fazla düşündüğüm ve merak ettiğim sembollerden birisi yılan idi. hala da düşünürüm. öncelikle yılanın kendine has özelliklerini belirtirsek; yılan başka varlıklarda olmayan bir kendini yenileme özelliğine (değişim) sahip, ikinci önemli özelliği ise kulaklarının bulunmaması, bu özelliğin yerini dil ile telafi ediyor gibi gözüküyor. dilini kullanarak ortamın durumu hakkında bilgi sahibi oluyor. üçüncü önemli özelliği ise toprakta ve toprağın içinde yaşaması yani suptil toprak forma en bağlı canlı görünümünde.
geçen yıl avrupa ve amerikadaki önemli şehirlerin belediyelerine ait web sayfalarını inceliyordum ( web tasarımı olarak) londra belediyesi web sayfasında şehir için yanlış hatırlamıyorsam “ ejderlerin şehri” ifadesi oldukça dikkatimi çekti. sayfada kullanılan fotoğraflardaki ingilizler de aynı şekilde dikkatimi çekti. dikkat çekici olan şuydu: adamlar her nasılsa zihin ve bedenlerini bütünleştirmiş görünüyorlardı ve şehrin sloganı olan “ejderlere “ benziyorlardı. burada en dikkat çekici olan şey nefsin veya bedenin zihin ile tam bir birleşme sağlamış olması. bu özelliği çok başarılı sporcularda daha net görebiliyoruz. bu sporcular sanki hiç düşünmeksizin insiyaki olarak oynamaktalar. belki de türkiye ve benzeri kültürlerden dünya çapında sporcu çıkmayışının sebeplerinden biri budur.
yılanın kulaklarının bulunmayışı ise bana yılan figürünün inanç sistemlerine bir tür varoluşsal olarak dirençli olduğunu düşündürüyor. Allahü tealanın peygambere “kulak/duyma/işitme” olarak hitap etmesini düşünürsek, kulak göze göre vücutta ikinci önemli duyu organı olmasına rağmen inanç sisteminde birincil önemde. bu neden böyle? çünkü insanın gördüğüne inanması veya gördüğünü algılaması çok kolay. oysa “ gayba iman ederler” ifadesi ile bilinmeyene veya görünmeyene iman etmek bir tür teslimiyeti gerektiriyor. bu durum yılanlarda yaratılıştan bulunmayan bir özellik. bu bakımdan yılan, insanda bir nevi ilkel benliği (id’yi) sembolize ediyor olabilir.
toprağa bağlı yaşaması ise bu nefsin tamamen maddileşmiş olduğunu, daha öncede belirttiğim gibi zihin veya bilincin beden ile tamamen birleşerek başka bir form oluşturmaksızın tamamen tek yönlü madde formuna dönüştüğünü söyleyebiliriz.
yılanlar arasındaki farklılık ise yine şahsiyetin ayan-ı sabitesinin kendini maddi form üzerine gerçekleştirmesinden başka bir şey değil. burada vücudu bir topluluk olarak düşünürsek nefs bu topluğun lideri olarak büyük yılan veya şahmeran konumunda oluyor. bu bakımdan kendini gerçekleştiren kişi, eğer öncesinde fenafillah denilen şahsiyetin/benliğin sahibine iadesi halini yaşamaksızın ayan-ı sabitesini kendisi oluşturuyor ise bir nevi ejder olarak karşımıza çıkıyor.
bu durumda muhtemelen şu veya bu şekilde şöhrete ulaşması da kaçınılmaz oluyor. çünkü taşımış olduğu veya ulaşmış olduğu sıfat bizzat hakkın sıfatı olduğundan, bu sıfatı taşıyan kişi üzerinde şiddetli bir şekilde parlayarak halkın dikkatini çekiyor. bu durumda bulunan kişi, şöhretin sebebi ile değil fakat şöhreti elde etme yöntemi sebebi ile kaçınılmaz olarak şirk içine düşüyor. kendini gerçekleştirme eylemini “ ben, bendeki bir ilim sebebi ile buna sahip oldum” noktasına getirdiğinde zaten hakkın olan sıfatı kendinden menkul görerek ve halkın teveccühünü de kendine delil kılarak ikililiğin en uç noktasına ulaşıyor. aslında halkın teveccühü, o kişide hakkın tecellisini görmekten başka bir şey değil. halbuki haktan başka bir ilah yoktur ejder olmak (kendini gerçekleştirmek ) anlaşıldı sanırım.
yılanlar ile ilgili bir diğer önemli husus ise yılan sembolünün tarihteki tüm kültürlerde tıp ve bilgelik sembolü olarak kullanılması. tıp sembolünde asa üzerine 7 düğüm olan çift yılandan; birincisini korteksi oluşturan bilinç, ikincisini ise alt beyni oluşturan kısım olarak düşündüm. acil yardım ambulanslarının üzerinde asa üzerinde dolanan tek yılan (koma durumu veya zihin ex halde) sembolü ve veterinerlik sembolünde kullanılan tek yılan sembolünde yılanlardan biri konumunda olan korteksin var olmayışını gösteriliyor.
bilgelik sembolü olarak yılan: bir şeyin bilinebilmesi için öncelikle fark edilmesi gerekiyor. yani öncelikle bir farkındalık durumunun olması gerekli. insan vücüdunda farkındalığı oluşturan şey ise zihin yani korteks. tüm ilahi kitaplarda anlatılan “ şeytan, yılan suretinde yasak meyveyi adem ve havva’ ya yedirdi” şeklinde anlatılır. zaten şeytanın kendisi meleklere hocalık etmesi sebebiyle bir bilgelik sahibi…
yılanı korteksin kendisi olarak ele alırsak bir farkındalık, dolayısıyla bilme eyleminin sebebi olarak anlayabiliriz. aynı zamanda korteksi fonksiyon olarak ele alırsak bunun bir iletişimsel arayüz olduğunu fark edeceğiz. yani korteks insan vücudunda bir tür windows ya da android yazilimi gibi bir şey. bunun bir yazılım ya da sanal olduğunu düşündüğümüzde ise karşımıza çıkan gerçek “yılan gerçekte var olmayan bir yalan” olgusudur, ama bu durumu en sona bırakacağız çünkü şimdilik yılan sembolü vesilesiyle idrak etmemiz gereken sırlar mevcut.
hakikat aslında bir nokta olmakla birlikte ikinci bir nokta (yilan) vasıtasıyla kendimizi, farkındalığımızı, varlıktan kopuk olduğumuzu, bilginin temeli olan mantığı anlayabiliyoruz. eğer ikinci nokta olan yılanı iptal edersek ve yeterince olgunlaşmamış isek “ duvar yıkılır” ve gizlediği hazine halkın yağmalaması ile sonuçlanır ya da birbirine karışmayan iki deniz birbirine karışır ve kendimizi delilik deryasında buluveririz.
bu durum ile karşılaşmamak için “duvarın reşit ( temyiz kuvveti olgunlaşıncaya kadar) çağa” gelinceye kadar ayakta kalması gerekiyor. fakat bu çağa ulaşabilmede yılanın temsil ettiği yön, rüşdün sadece yarısını temin edebiliyor benim anlayabildiğim. çünkü yılan sembolü olan şeytan ilahi isimlerin tam bir yarımlığı olan kahır sıfatlarının taşıyıcısı. peki diğer kısım nasıl elde edilecek? işte burada tasavvuf yolu ve onun rehberlerinin gerekli olduğunu anlıyoruz. tabi bir olgun bir rehbere tam teslim olan kişi şeytanla ya da yılanın kendisi olan nefsle fazla uğraşmayacaktır. buna gerek kalmayacaktır.
sonuç olarak “yılan- yalan” olgusu fark aleminin temel vasfı ve bizleri şartlanmalardan dolayı var gibi algıladığımız ama gerçekte olmayan şeylere mesnet olmaya devam ediyor. ayetteki “-nedir o elindeki.- bu benim asam onunla…” ifadesinden bir dayanak fakat aslında dayanılan şeyin büyük bir yılan ve farktan birliğe ulaşmada büyük bir engel oluşturan sebeblerin var edicisi olduğunu, bu nedenle de isyanlar ya da sonsuz olasılıklar denizinde sadece tek bir yönü kullanmaya mecbur eden nedensellik olduğunu da anlıyoruz.
yılan sembolü yukarıda anlatıldığı üzere aslında bilgeliğin/hikmetin çıkış noktası olan nedenselliğin temel figürü. halbuki mevlana mesnevisinde kur’an için “sebepleri ve illetleri ortadan kaldırmak için “ inmiştir ifadesini kullanıyor. çünkü iman başka türlü bir şey olamaz. bugün ilim, imana tâbî unsurlardan en önemlisi olmaya devam ediyor ama bu yaklaşımdan bugünkü bilimin tek başına tüm yönleri içeremeyeceği de anlamamız gerekiyor.
(simurg@yılan——-> yazı bana ait olmayıp simurg mahlaslı arkadaşıma aittir)



