Arap Şiiri
Araplar her şairin ona şiir ilham eden bir cinni olduğuna inanırdı.
buna şu beyitler şüphesiz güzel misaldir:
“yaşım her ne kadar küçük ve gözden de ırak olsam, şeytanım cinlerin reisidir ve beni şiir sahasında her türlü sanata ulaştırır.”
rivayetlere göre şair birisini hicvetmek istediğinde kahinlerin elbiselerine benzer özel elbise giyerdi.
saçını traş eder ve iki perçem bırakırdı.
bu perçemlerden birisini yağlar ve ayağına bir nalin giyerdi.
biz, saç kesmenin hacca mahsus bir adet olduğunu biliyoruz.
hicveden şair, hac sırasında yaptığı işlemleri hiciv sırasında da yaparak, sanki bu işlemlerle hicvinin, lanetinin hasmına mümkün olan her yoldan eza ve cefa olarak ulaşmasını arzulamaktadır.
şiir, arapların ileri gelenlerinin dillerinde uçup giden birşey değildi, bilakis kalıcı idi.
aynı zamanda şairler, tarihi bilen kişilerdi.
ayrıca şairler, şiirlerinin cinlerin kendi dillerinden verdikleri yakıcı sözler olduğuna ve bunu gayptan aldıklarına inanırlardı.
o dönemde şairlerin insanlardan üstün, cinlerden ise daha alt sınıfta oldukları kabul edilirdi
ebu ubeyde’nin anlattığı gibi, araplar cinleri isimleriyle tanırlardı.
arap; inkar, zulüm, düşmanlık ve bozgunculuk yaptığında ona şeytan denilirdi.
bazen de kızgınlığı şeytan olarak isimlendirirlerdi.
bununla ilgili olarak ebu’l-vecih el-‘aklî şöyle anlatıyor:
“şeytanım sırtıma bindiğinde de böyle idi.” diyince, “hangi şeytanı kastediyorsun?” diye sorulduğunda “kızgınlık” şeklinde cevap vermiştir.
[öfke şeytandandır, şeytan ise ateşte..kim kızarsa abdest alsın… mealindeki hadisle alakalı olabilir diye düşünüyorum.]
cinlerle şairler arasındaki ilgilerden birisi de şudur: geçen sıfatlar, şairlere şeytanları yolu ile gelmekte idi.
onlar bu inanca kendileri için şiirden daha önemli olan kehanet vasıtası ile ulaşmışlardı.
her kahinin “tabi’” ismi verilen bir sırdaşı bulunmaktaydı.
şairler, gayba ait güçlü yardımları bunlardan alıyorlardı.
çünkü şiir, neredeyse şairin ruhunun başka bir ruh ile karışımını sağlayan ruhi bir etkileşimdi.
şair o ruh ile zaman zaman bazı şeyler hissederdi.
yunan ve romalı şairler bunu manzumelerinin başlangıcı için gerekli görürlerdi.
bu kişiler şairlerin ilahları, zenginlerin tanrıları vs. şeklinde isimlendirilirdi.
bu konuyla ilgili birçok hikaye mevcuttur.
araplar bu işi daha da ileri götürmüş, bu şeytanlarına birer isim vermişlerdir.
şairlerin şeytanlarından isimlerini bildiklerimizi saymaya çalışalım:
imru’l- kays (ö. 545): lafiz b. lahiz
ubeyd b. el- abras: hubeyd
beşir b. ebî hazım: hubeyd
ziyâd ez- zebibânî: hazir b. mahir
a’şâ (ö. 629): mishel b. esâse
amr b. kutn: cühünnâm
el- mahbelu’s- sa’dî: amr
kumeyt: müdrik b. vağim
beşşâr (ö. 784): senâknâk
cerir (ö. 733): müktehil
hasan b. sabit (ö. 670) : amr
a’şâ bir beytinde şöyle diyor:
“ben dostum mishel’i çağırdım. onlar da ona karşı cühünnâm’ı çağırdı. bayağı ve adi kişi helâk olsun”
beyitte zikri geçen mishel’in, a’şâ’nın şeytanı olduğu, cühünnâm’ın ise amr b. kutn’un şeytanı olduğu bilinmektedir.
şair a’şa, mishel isimli cinini, şiir söylerken ona dayandığını ve aralarındaki uyumu anlatırken şöyle demektedir:
“ben şiir sanatında tecrübesiz bir çırak değilim.
ben ancak mishel bana söz lütfettiği zaman konuşurum ikimiz arasında sıkı bir dostluk var; öyle iki dost ki, biri cin, öbürü de ona tabi olan insan.
o söyler, peşinden ben de söyleyeceğim her şeyi söylerim.
o bana yeter.
zira o ne dili tutuk biridir, ne de acemidir”
ebu bekr b. düreyd de arkadaşlarına şöyle bahsetmiştir:
“rüyamda gördüğüm birisine: “sen kimsin?” diye sordum, o da şeytanım ebu zaciye olduğunu ve musul’da iskan ettiğini anlattı.”
[bu örneği, şairin rüyasının salih bir rüya olduğu inancına delalet ettiği için alıntıladım]
cahiliye döneminde araplar, kendisinde zekâ ve soyluluk görülen insanlarda, abkar vadisinde (periler ülkesi) ikamet eden cinlerin dokunuşunun etkisinin olduğu inancını taşırlardı.
aynı şekilde şairlerin de kasidelerinde onlara ilham veren cinlerin etkisinin bulunduğuna inanırlardı.
bu sebepten şairlere “abkarî şair” ismini verirlerdi.
yine cahiliye döneminde insanlar metruk, ıssız, vahşi ve tanıdık olmayan bir bölgeye gittiklerinde, [yukarıda değişik bir şekilde bahsetmiştim] “bu bölgenin sefihlerinden yani cinlerinden buranın efendisine sığınırım.” derlerdi
araplar, kendilerini insanların şiire en fazla meyyal olanları olarak kabul etmektedirler.
yine aynı şekilde şeytanın, şiiri onların bölgelerine üflediğine ve kadın-erkek herkesin bu sayede şiir öğrendiği inancını taşımaktadırlar.
cahiliye araplarının cinler ile, özellikle cahiliye şairlerinin cinlerle alakasını anlatan daha bir çok malumat vardır.
bunların bir ksımı uydurmadır tabi.
örneğin, dönem şairlerinden züheyr b. ebi sülma adlı bir şair için, peygamberimiz, züheyr ile karşılaştığında
“allah’ım beni onun şeytanından (yani hicvinden) koru.” şeklinde dua etmiştir.
züheyr, o andan itibaren de tek bir beyit bile söyleyememiştir.
denilmiştir, fakat konu uzmanları ilgili şairin peygamberimiz ile karşılaşmasının imkansız olduğunu dile getirmişler.
-alıntıdır-



