Bela 2
“Bırak biçare feryadı, belâdan gel, tevekkül kıl!
zira feryat belâ-ender, hatâ-ender belâdır, bil!”
ey bela ve musibetlerden dolayı feryat edip bağıran, çağıran çaresiz; Allah’a tevekkül et, zira bağırıp çağırmak bir isyan, bir itiraz olmasından dolayı, beladan daha büyük bir bela ve musibettir bil.
“belâ vereni buldunsa, atâ-ender, safâ-ender belâdır, bil!
bırak feryadı, şükür kıl manend-i belâbil, demâ keyfinden güler hep gül mül.”
insan bela verenin Allah olduğunu idrak ederse, o zaman o bela ve musibetler, yüksek idraklara açılan kapı olur. bülbüller gibi şükre başla ki güller yüzüne gülsün. şükredene bütün alem güler yüz gösterir
“ger bulmazsan, bütün dünya cefâ-ender, fenâ ender hebâdır, bil!
cihan dolusu belâ başında varken, ne bağırırsın küçük bir belâdan, gel, tevekkül kıl.”
yok şayet bulamazsan belayı ve musibeti vereni, o zaman bütün dünyan cefa ve fenaya gider, hem de günah ve isyanlarını boynuna takarak. musibetten şikayet eden asinin hali; kırık eli ile dövüşen adamın hali gibidir, elini vurdukça canı acır; asi adam da bunun gibi şikayet ettikçe cehenneme ve azaba yuvarlanır. asıl bela olan isyan musibetten daha büyük bir beladır. zira insanı sonsuz ateşe yuvarlıyor.
“tevekkülle belâ yüzünde gül, ta o da gülsün.
o güldükçe küçülür, eder tebeddül.”
şayet tevekkül ve teslimiyet ile belanın yüzüne gülsen, yani sabretsen, o zaman o belanın şiddeti azalır, çok cüzi bir seviyeye iner.
-alıntıdır-



