
Başkalarının Mutluluğunu Kıskanmak
Sebebi bilincin madde ve tabiat seviyesinde kalmış olmasıdır.
malumunuz madde aleminde her şey sınırlıdır ve kaynaklar kıttır. kaynaklar kıt olunca birinin çok pay alması, diğerinin az pay almasına veya hiç pay alamamasına yol açar.
tabiat belgesellerinde görmüşsünüzdür. yırtıcı sürüsü avladığı hayvana çökünce, bir yandan olanca hızlarıyla avı yemeye çalışırlar, diğer yandan da birbirlerine hırlayıp, birbirlerini ısırırlar. zira ortada sınırlı miktarda et vardır. birinin çok yemesi diğerinin az yemesi anlamına gelmektedir.
hatta bazı kuş türlerinin yavruları yine aynı nedenle kardeşlerini yuvadan aşağı atarlar. böylece gelen yiyeceklerin hepsi kendilerine kalmış olur.
işte insandaki haset veya kıskançlık duygusunun kaynağı tam olarak söz konusu algıdır. tabiat seviyesindeki insan sanki başkaları mutlu olunca sınırlı kaynağın tüketileceği ve kendisine hiçbir şeyin kalmayacağı gibi bir vehme kapılır.
oysa madde aleminin aksine bilinç aleminde kaynak sıkıntısı yoktur. hatta bilinç aleminin sınırları ve limitleri dahi yoktur. bilinç aleminin hazineleri sonsuzdur. bir kimsenin mutlu olması ile bize düşecek mutluluğun azalması söz konusu olamaz.
bilgi, hikmet, sevgi, aşk, mutluluk, huzur, şefkat vs. gibi sair bilinç alemi unsurları için dahi aynı kural geçerlidir; yani hepsi sınırsızdır. şartlarını yerine getiren herkes onlardan limitsizce istifade edebilir.
görüldüğü üzere insanlar arasındaki çekişmenin ve savaşın kökü kıt kaynakları paylaşma mücadelesine dayanmaktadır. ancak bu mücadele yalnızca madde ve tabiat seviyesinde geçerlidir.
gerek kişisel gerekse toplumsal(kolektif) bilinçler, madde ve tabiat seviyesinden sıyrıldıkları miktarca kendilerini vahşetten kurtarabilmekte; barışa, huzura, mutluluğa, güzel ahlaka doğru yol alabilmektedirler.
bu noktada, “bu dediklerinin kişiler bazında geçerli olabileceğini bir ölçüde anlayabiliriz; ama toplumsal planda nasıl mümkün olacak o iş?” diye soracaksınız belki.
el cevap:
bilgi dahi bilinç aleminin malıdır.
ve teknoloji bilginin maddeye uygulanmasından ibarettir. eğer bir gün toryum veya füzyon reaktörleri geliştirilebilirse ve enerji maliyetleri sıfıra yakınsarsa, neler olabileceğini düşünün. böylece bilinç alemi kendi sınırsızlığını bir ölçüde madde alemine yansıtmış olacaktır, değil mi?
işte bu nedenlerle tüm şerlerin, tüm kötülüklerin, savaşların, cinayetlerin, cimriliğin, kıskançlığın ve sair tüm kötü ahlak şubelerinin kaynağı bilincin tabiat ve madde seviyesine inmiş olmasıdır. dolayısıyla, tüm hayırların başı da bilincin o seviyeden yükselmesi olmaktadır ki, altbeynin ilim, fikir, zikir ve ibadetler yoluyla titreşim frekansını yükseltmesini gerektirir.
ilginçtir ki, bilinç boyutu zaten ahiretimizi teşkil etmektedir. pek çok kişinin zannettiği gibi ahiret alemi ancak ölünce gidilecek ötelerde bir yer değildir. bizler halihazırda bilinç itibariyle zaten ahiret aleminde yaşamaktayız. ölüm, bedenle ilişik kesip madde aleminden kurtulmayı ve sadece bilinç alemine haşrolmayı ifade eder.
bu sebeple dünyada bilinç olarak madde ve tabiat seviyesinde kalan ve kaynakların kıt olduğu zannına kapılan kişi, ölümden sonra da o zannını sürdürecektir. böylelikle kendi cehennemini kendi üretmiş olacaktır. zira o boyutta nasıl itikat ederseniz, işler o şekilde yürümektedir.
(bkz: ahiret/#148126293)



