Tasavvuf (Seyr-i Süluk)Aşk - Sevgi

Aşkın Ömrü 3 Yıldır

Bu hükmü ancak bir cihetten doğrulayabilirim ama işin çok daha başka boyutları da var elbet.

benim aşkım da ortalama 3 yıl sürmüştü. tabii aşk deyince aklınıza bir kız falan gelmesin; benimki daha çok tasavvufi bir durumdu. ama neticede beden aynı beden, hormonlar, nörotransmiterler de aynı.

o aşka kapıldığımda bedenimde kalbimde öylesine bir yangın başlamıştı ki, sormayın. hatta benimle yüzyüze konuşan herhangi birine dahi halim derhal sirayet ediyor ve o kişinin de bet beniz atıyor, yüzü acı içinde geriliyordu.

o yanma hali içinde pek yemek yiyemiyordum. sabah uyandıktan sonra öğleye kadar ancak kendime gelebiliyor ve üniversitenin yemekhanesine gidip sadece bir parça ekmek ve bir kase dereotlu cacık alıyordum. görevliler bana gülüyorlardı. vücudumda sürekli bir yanma hissi vardı ve öldürücü bir hasret duygusu çekiyordum. neyi, kimi özlediğimi ise tam olarak kestiremiyordum. sonra bir takım tasavvufi tedbirlerle aşkın bu suri yönlerini izale etmeyi başardım ve onu daha öze dönük hale getirdim. böylece hayat benim için daha çekilir ve yaşanabilir hale geldi; gayet de iyi oldu.

tabii o ruh hali içinde yaşadıklarımdan burada bahsedecek değilim. onlar bir parça mahrem şeyler.

velhasılı kelam, öyle oldu böyle oldu, üçüncü yılın sonunda aşkın sûrî yönünü tamamen kaybettim. kalbimdeki güneş söndü ve karanlıklar içinde kaldım. daha doğrusu o zamanlar hissettiğim tam olarak buydu. dikkat ederseniz “aşkı kaybettiğimi” söylemedim; ama kaybettiğim şey, tam olarak aşkın bedenim üzerindeki tesiri idi.

eskiden aşkın harareti ile ruhuma boyun eğmiş olan nefsim ve bedenim artık ipten kazıktan kurtulmuştu. laftan sözden anlamıyordu. sürekli beni süfliyata, günaha çekmeye çalışıyordu. bu duruma paralel olarak dünyevi işlerim de tepetakla olmuştu. her yönden kuşatılmıştım. ben de eski tasavvuf büyüklerini örnek alarak riyazet sopasını çıkarmak zorunda kaldım.

40 günlük riyazete başladım. sadece ölmeyecek kadar yemek yiyordum; üç günde bir defa, bir parça ekmek ve bir kase yemek, çok az miktar süt hariç hayvani gıdalardan perhiz… saçlarımın ön ve üst kısmı bu riyazet esnasında bir parça döküldü. riyazetin sonlarına doğru açıklık hasıl olmaya başladı ve hem manevi, hem de dünyevi işlerim kısmen düzelme yoluna girdi. ama iş burada bitmiyordu tabii ki, azgın nefsin ve kudurmuş şeytanın bir parça gemlenmesi, güneşin doğması demek değildi, hasıl olan bir parça ışık sızıntısı idi sadece.

gerisi ise ancak zamanla hallolacaktı. artık sevgili kara ormanın, karanlık dağların ardında kalmıştı. tekrar ona ulaşabilmek için, bu ölümcül yolu aşmak zorundaydım.

gözümü kırpmadan bu yola düştüm. hiçbir akıl sahibi insan, böyle bir maceraya atılmaya cesaret edemezdi sanırım. zira son derece tehlikeli geçit vermez bir ormanı ve yalçın dağları aşmaya talip olmuştum. bu duruma binaen, aşkımın bitip bitmediğine siz karar verin.

10- ona iki yolu gösterdik.

11- fakat o, o sarp yokuşa göğüs veremedi.

12- bildin mi sen, o sarp yokuş nedir?

(beled suresi )

karanlık ormanda karşıma neler çıktı neler. yılanlar ısırdı, kurtlar yaraladı, ayılar paraladı, aslanlar kovaladı. dağlardan yuvarlandım, günlerce yaralı bereli yattığım yerden kalkamadım. ümidimin tükendiği demlerde ağaç kovuklarına sığınıp ağladım. ama bir müddet sonra aşkın verdiği enerji beni tekrar ayağa kaldırdı, yola devam ettim.

yol boyunca dilimdeki şarkı şuydu:

https://www.youtube.com/watch?v=59pru5brcwq

karşımdaki düşmanlar o kadar güçlüydü ki, onlarla açıktan bir savaşa tutuşmam mümkün değildi. bu şekilde girdiğim her muharebeden mağlubiyetle ayrıldım.

meydan savaşında galip gelemeyeceğimi anladığımda, mao’nun uzatılmış savaş doktrinine döndüm.

ayrıca bu mücadelede şunu farkettim; ben yenilgiyi kabul etmedikçe, iradem kırılmadığı müddetçe, yenilmiş sayılmıyordum. komalık olup yere yığılsam bile beni imha edip, noktayı koyamıyorlardı. hiçbir şey yapamadığım demde tırnaklarımla düşmanın yüzünü çizdim, onu da yapamadığımda yüzlerine tükürdüm, tükrüğüm dahi kalmadığında onlara nefretle, tiksintiyle baktım.

şimdi durumum ne mi?

hâlâ savaşıyorum. vur kaç taktikleri ile düşmanlarımı bir bir avlamaya gayret ediyorum. bütün bunların ödülü olarak da, arasıra rüzgar sevgilinin o eşsiz rayihasını ruhumun burnuna ulaştırıyor, beni mest ediyor. o bana yetiyor.

isnetus 30.01.2016 11:45 ~ 12:11

İsnet.us

Bir ekşi sözlük yazarı olan “isnetus”, ağırlıklı olarak tasavvuf, tarih, siyaset bilimi alanlarına ilgi duyar. Ekşi sözlük ve bu blog haricinde başka bir yerde yazmamaktadır; instagram ve facebook hesabı da yoktur. Bununla birlikte Ekşi'de paylaştığı bazı yazılarını https://isnetus.wordpress.com/ adlı sitesinde paylaşarak takipçilerinin yorum ve ilgili konu hakkındaki değerlendirmelerini paylaşabildiği ve farklı açılardaki tefekkürlerini sunup fikir alışverişinde bulunabildikleri bir blogu da mevcuttur.

İlgili Makaleler

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu