Bakara Suresi 21. Ayet
“Ey insanlar! sizi ve sizden öncekileri yaratan rabbinize ibadet ediniz ki, takvâ sahibi olasınız” (bakara 21) (takva= günahlardan, kötü fiillerden sakınma)
“ey insanlar…” buraya kadar mutlularla bedbahtların durumu
anlatıldıktan sonra, bütün insanlar tevhide davet ediliyor.
tevhidin ilk mertebesi de fiil tevhididir. bu yüzden kulluk kavramı rablıkla
irtibatlandırılıyor. amaç, nimeti görmeye, gözlemlemeye alışarak allah’ı
sevmeye başlamalarıdır.
nitekim, kutsi bir hadiste şöyle deniyor:
“mahlukatı yarattım ve nimetler aracılığıyla kendimi onlara sevdirdim.”
böylece, nimetlere yani rızıklara karşılık, bu nimetleri kendilerine veren
allah’a şükretsinler. çünkü kulluk şükürdür. şükür de ancak nimete
karşılık olur. ayette allah’ın rablığı sırf onlara özgü olarak zikredilmiştir
ki, onlar da kulluğu sırf o’na özgü kılsınlar.
fiil tecellisi açıklanarak fiil, sıfat ve zat şeklindeki üç hicaptan ilkinin
kaldırılması amaçlanmıştır. çünkü mahlukat, mutlak oluşları itibariyle bu
üç perde nedeniyle hak’tan gizlenmişlerdir. böylece yüce allah, onların
yaratılışlarını, var olmalarını sağlayan babalar ve anneler gibi öncüllerin,
sebeplerin ve koşulların var edilişini, yerleşim alanları ve meskenleri
olsun diye yerin onlar için döşek kılınmasını, onları gölgelesin diye
göğün tavan gibi bina edilmesini, kendilerin rızık olacak bitkiler yerden
yeşersin diye sema’dan (gökten) su indirmesini kendine nispet etmiştir
ki, bu fiili allah’tan başkasına nispetten sakınsınlar, bütün bunların
kaynağının allah olduğunu gördükten sonra fiiller bazında şirkten
arınsınlar. bu yüzden ayetin akışı içinde bu açıklamaların tümünün
sonucu, sebebiyet bildiren “fa” edatıyla başlıyor: “artık bile bile allah’a
şirk koşmayın.”
buraya kadar sunduğumuz bu ön anlatımlar şuna benziyor: bu
fiilleri yapan o’dur. bu yüzden ondan başkası kulluk sunulmayı
hak etmez. kulluğun ondan başkasına sunulması uygun değildir. o
halde, bile bile fiili başkasına nispet ederek, bu başkasını kulluk
sunulmaya layık görerek tapmaya başlamak suretiyle o’na eş
koşmayın. onların ibadetleri ancak yaratıcıya yönelik olur.
yaratıcı da ancak yarattığının suretinde tecelli eder. çünkü her ibadet
eden ancak bildiğine ibadet eder. allah da, uluhiyeti oranında bilinir.
insanlar da o’nu istediğini yapan bir fail olarak bilmişlerdir ve ona kulluk
etmişlerdir.
böyle bir ibadetin amacı cennete kavuşmaktır. bu ise fiiller âleminin
kemali demektir. allah onlara nefislerinin arzını döşek kılmış, ruhlarının
semasını da üzerlerine bir tavan olarak bina etmiştir. bu semadan fiil
tevhidi bilgisi mahiyetinde bir su indirmiştir.
bu su aracılığıyla nefis arzında teslimiyet, ameller, itaatler ve güzel ahlak
bitkisini yeşertmiştir. ki kalpleri onların yakin meyvesinden, sabır, şükür ve tevekkül gibi hal ve makamlarından beslensin. tevhid kanıtlandıktan sonra, nübüvvetin ispatının delili olarak kullanılmıştır ki, islam sahih olsun.
çünkü islam ancak iki şehadet cümlesinin ikrar edilmesiyle sahih olur.
salt tevhid, cem ve icmale takılıp ayrıntıdan, tafsilattan perdelenme demektir.
bu anlayış ise zındıklığa ve her şeyi mübah gören ibahiye düşüncesine
götüren sırf cebirden ibarettir.
fiil ve sözü sırf resule isnat etmek ise, ayrıntı ve tafsilata takılıp cem ve icmalden perdelenme demektir ki, bu da salt kaderciliktir. bu anlayış insanı mecusiliğe ve saneviliğe (dualizm/ iki tanrıya inanma) sapıklığına sürükler. islam ise, “allah’tan başka ilah yoktur” dememizle “muhammed allah’ın resulüdür” dememizi cem eden,
yukarıdaki iki anlayış arasında bir orta yoldur.
ilahi fiillerin mahlukatta zuhur ettiğini esas alan bir inanç sistemidir. çünkü mahlukatın fiilleri ile hakk’ın fiillerinin ilişkisi beden ile ruh ilişkisine benzer. fiilin kaynağı ruh olmakla birlikte bedensiz de gerçekleşmez. bunun gibi fiilin kaynağı
hak’tır ve ancak mahlukat ile ortaya çıkabilir. bu yüzden risaletin olması
bir zorunluluktur.
zira mahlukat, hakk’a karşı perdeli ve uzaktır; irfanı, bilgiyi doğrudan rablerinden almalarına imkân yoktur. bu yüzden hakk’ı müşahede eden “ruhuyla” ilahi huzura uyumlu ve mahlukata karışmış nefsiyle de beşeri mertebeye uyumlu bir aracının olması zorunludur. bu aracının kalbi, ruhundan ilahi kelimeleri kutsi nefsine ilka eder, mahlukat da aradaki hemcinslik bağı sayesinde bunları ondan alır.
(tevilat-ı kuran, muhyiddin-i arabi)



