
Ahlak dediğimiz olgunun insan ve toplulukların ilişkilerinden, maddi ve ekonomik şartlardan, çevresel etkileşimlerden doğduğu konusunda materyalistlerle hemfikirim. hatta onun ötesinde ben iflah olmaz bir “doğal hukuk” taraftarıyım diyebilirim.
tabii siz bu noktada, “sen inançlı adamsın. normların gökten ineceğini savunman lazımdı. nereye gitti senin göksel kaynağın?” diye soracaksınız.
o zaman ben de size derim ki:
“gökler allah’ın mülkü de yerler allah’ın mülkü değil mi? madde ve doğayı niçin allah’ın mülkünün dışında bırakıyorsunuz? allah’in isimleri göklerde tecelli ediyor da yerlerde tecelli etmiyor mu sanıyorsunuz? bilakis yerlerde yani madde boyutunda esma çok daha güçlü ve şiddetli bir şekilde tecelli eder. toprağın(maddenin) alemin en düşük katını teşkil etmesine aldanmayınız, o vazifesini yapınca en yükseğe çıkar. toprağa verilen şeref başka hiçbir unsura verilmemiştir.
bu yüzden insan-ı kamil(peygamber efendimiz ve onun gölgeleri) tüm varoluşun önderi olmuş ve onlara külli bir namaz kıldırmıştır. evren bir daire ise insan-ı kamil o dairenin merkezidir. çevre ancak merkezin üzerinden ve onun önderliğinde(imamlığında) hakka teveccüh edebilir(namaza durabilir).
eğer bu anlattıklarım size fazla soyut geldiği için anlamakta güçlük çekiyorsanız, daha somut bir örnek vereyim:
meşhur ekonomist adam smith, piyasadaki fiyatların ve diğer tüm iktisadi faaliyetlerin kendiliğinden denge noktasına ulaşacağını söylemiş ve bunu da gizli bir elin piyasayı düzenleyeceği teorisiyle açıklamıştı.
peygamber efendimiz de şöyle buyurmuştur: “fiyatları tâyin eden, darlık ve bolluk veren, rızıklandıran ancak allah’tır…”
ne oldu?
piyasanın doğal işleyişi diye gördüğümüz düzenin arkasında meğerse allah’ın eli varmış, değil mi?
bu durumda doğa, düzen, devlet-i aliye(evren adlı sistem) aslında hep hikmet-i ilahiye’nin perdeleri imiş. ancak o perdeler vesilesi ile esma tecelli etmeye yol bulabiliyormuş. yani bildiğimiz anlamda hayat ancak böyle oluşabiliyormuş(tevhid ise o perdeleri bilinç boyutu itibariyle yakıp geçer. geriye sadece allah’ı bırakır. tevhid ehlinin nazarında alem elektrik düğmesine birden dokunulmuşçasına aydınlığa, nura kavuşur. artık evren ona hakkın son derece süslü bir sanat eseri gibi gözükmeye başlar. gördüğü ise her esmanın değişik nurlarıyla nakış nakış işlenmiş son derece değerli ve nadide bir sanat eseridir).
diğer yandan, ahlak maddi şartlardan yükselir dedik ama siz hiç ahlaki değerlere sahip hayvan gördünüz mü?
buradan ne mi çıkarabiliriz?
demek ki normların tespiti için akıl lazımmış. akıl olmasa doğada potansiyel ve örtülü halde bulunan hukuk hiçbir zaman açığa çıkamazmış.
peki akıl ve evrensel akıl nereye ait? göklere değil mi?(gökler deyince hemen onu mistisize etmene gerek yok ey materyalist kardeşim. sen göğü maddeye göre bir derece soyut ortam, bir nevi enerji boyutu olarak bil).
peki sonuçta ne oldu?



