
Biz farkında olsak da olmasak da tüm övgüler allah’a gider.
“lâ havle” sırrı gereği…
çünkü bütün görünümler altında iş gören aslında o’dur.
tüm mahlukatın ipleri o’nun elindedir. hepsini oynatan o’dur. mesela bir kukla sana iyilik yaptı, sen de kuklaya teşekkür ettin. peki gerçekte o teşekkür kuklaya mı, yoksa kuklayı oynatana mı gider?
en güzeli, oyunun bir gereği olarak, senin kuklaya teşekkür ediyormuş gibi yapman, ama aslında kalben kuklayı oynatana teşekkür etmendir.
aynı şekilde sana diğer kuklalar eliyle gelen tüm zarar ziyan dahi gerçekte kuklaları oynatandan gelir. hırsızın suçu yoktur(sana bakan yüzü itibariyle). hırsız bir memur ve kukladır. bunu hemen fark edip istiğfar etmek yani suçlarımız için af dilemek gerekir; çünkü zarar ziyan had cezası olarak gelmiştir.
“bütün kötülükler nefsinden, tüm hayırlar ise allah’tandır”.
“hepsi allah’tandır”.
bunları bağlamlarıyla bilmek için marifet gerekir. aksi takdirde hepsi çorba olur ve anlamsızlaşır(şerler, kötülükler varlık değil yokluk neviindendir. bu yüzden mutlak varlık olan allah’a atfedilemezler. bunlar sırf şer ve yokluk olan nefse bağlanırlar. ancak fiiller her halükarda hakka bağlanır. zira varoluşta o’ndan başka yapıp eden yoktur).
emmare yani tabiat ve madde seviyesi benlik bilinci, daimi olarak üstün olma, beğenilme, takdir edilme, seçkin olma, övülme peşindedir. kısacası emmare benlik, her haliyle tanrılık taslamaktadır. “ben ondan hayırlıyım, ben ondan üstünüm” diyerek ilk ilahlık taslayan da iblis idi.
hamd yani tüm övgüler allah’a mahsustur. övgüler hep o’na gider. kul/kukla övgüleri üzerinde tutamaz. kuklada yalnızca yokluk, yoksunluk(düşünün hayatı bile yok aslında)kusur, günah ve eksiklik vardır.



