
Bilim ve din birbirinin rakibi, alternatifi veya karşıtı değildir.
çünkü insanın altbeyni ve üstbeyni birbirinin karşıtı değildir. bilakis bunlar birbirini tamamlar ve insan dediğimiz bütünlük ortaya çıkar. eğer bu ikisinden biri, kısmen de olsa işlevsiz kalırsa, artık orada sağlıklı insandan bahsedilemez.
nitelik, ancak nicelikle açığa çıkabilir. mesela napolyon veya hannibal gibi dehaların üstün askeri yeteneklerinin görünür olması için binlerce kişilik erat niceliğine ihtiyaç vardır. aksi takdirde tek başına kalmış bir hannibal hiç hükmündedir. ondaki deha potansiyelde kalır ve tezahür edemez. yine niteliksiz bir nicelik hiç hükmündedir. asker sayısı ne kadar çok olsa da, komuta kademesi niteliksizse ortada ordu değil, başıboş kalabalık vardır(şefsiz orkestra…çobansız sürü…müdürsüz fabrika vs…örnekleri istediğiniz kadar çoğaltabilirsiniz).
üstbeyin veya korteks rasyonel ve analitik çalışır. ele aldığı konuyu parçalarına indirgeyip, parçalar arasındaki ilişkiyi keşfetmeyi amaçlar. sonra bulduklarını yine rasyonel ve kendine özgü ve o alana mahsus terminoloji ile açıklar ve kaydeder.
ancak üstbeyne araştıracağı konuyu veren altbeyindir. yani altbeyin niteliği, üstbeyin ise niteliğin tezahürü ve açığa çıkması gereken niceliği sağlar. üstbeynin kendine verilen vazifeyi(kapasitesi kadarıyla) yerine getiren yapay zekadan pek az farkı vardır. kısacası altbeyin şah, üstbeyin ise onun veziri gibidir. eski hikmet ehli bu gerçeği, “tahlilde yenilik yoktur, yenilik terkiptedir” sözüyle ifade etmiştir(tahlil=analiz, terkip=sentez).
altbeyin, üstbeyin gibi analitik çalışmaz. o kainatı, yine kapasitesi miktarınca, ama bütünsel olarak algılar. bunu da kainatın tüm unsurları ile enerjisel veya elektromanyetik etkileşime girerek yapar. bizler hiç farkında olmasak da, altbeyin en uzak galaksilerle, yıldızlarla, gezegenlerle, insanlarla, kolektif insanlık bilinci ile, hatta sair mahlukat ile her an etkileşim ve alışveriş halindedir. her an onlardan enerji paketçikleri halinde veri indirir ve kendindekini de yükler. tüm kainat ve unsurları ile bir tür kablosuz ağ bağlantısı vardır da diyebiliriz. ayrıca altbeynin dili de farklıdır. o üstbeyin gibi rasyonel dille değil, sembolik bir dille konuşur. rüyalarımız altbeynin kendi içindeki konuşmalarıdır. rüyaların yorumu ise onların üstbeynin diline tercüme edilmesinden ibarettir.
diğer yandan kainat ile etkileşimin mertebeleri vardır. altbeyin ancak eş frekanslı olduğu için rezonansa girebildiği unsurlar ile bağlantıya geçebilir. üst frekanslar ise ondan gizli kalır. insanların birbirini anlaması veya anlaşabilmeleri de bu hikmet çerçevesinde görülmelidir.
eskilerin “gönül veya kalp gözü” dediği de altbeynin yüksek frekanslara çıkıp diğer insanlara göre çok daha geniş algı açıklığı elde etmesinden kinayedir. kalp gözünün kör olması da altbeynin maddeye ve maddiyata kapılıp frekansının düşmesi ve artık üst mertebe gerçekleri algılayamaz hale gelmesidir.
kişi altbeyniyle gerçekleri tek anda idrak eder ve eğer üstbeyninde gerekli birikim sağlanmış ise, onları rasyonel bir şekilde ve rasyonel bir dille diğer insanlara da anlatabilir. aksi takdirde o gerçekler saf mana olarak kendinde saklı kalır. bilim adamları için dahi bu hikmet aynıyla geçerlidir. bilim adamı altbeyniyle ve sezgiyle idrak ettiği gerçeği, üstbeyniyle forma sokabilen ve bilim dili ve terminolojisi ile ifade edebilen kişidir.
eğer altbeyin kainatı yalnızca enerji boyutu katlarınca idrak edip, onu bilim dili ile anlatıyorsa, bugünkü “bilim” adı verilen olgu ile karşı karşıyayız demektir. bilim adı verilen bilgi türü(veya yöntem), bu nedenle materyalisttir. yükselebileceği en yüksek nokta da spiritüalizmdir. bu çerçevede ilerde batı dünyasında “bilim ve dinin” değil ama, “bilim ve büyünün” birleşeceğini öngörebiliriz. her ne kadar bizim bilimperestler farkında olmasa da, halihazırda bu ikisi kısmen birleşmiş durumdadır zaten.
“bilim ve dinin” birleşebilmesi içinse altbeynin frekansını daha da üst boyutlara, nur boyutuna veya melekût alemine kadar yükseltmemiz gerekir. işte o zaman insanoğlu, eğer üstbeyin de yeterince gelişmiş ise, dinin hakikatini(bir ölçüde de olsa) üstbeyniyle rasyonel bir biçimde anlayabilir ve ifade edebilir hale gelecektir. zira din dediğimiz olgunun aslı ve hakikati tamamen melekût boyutundan inmedir. bu noktada islam aleminin veya onun kolektif bilincinin söz konusu hedefe doğru bir seyri süluku veya tarih içindeki yolculuğundan bahsediyor oluruz.



