
“Allah hiçbir ilimle mâlum ve hiçbir hükümle mahkum değildir”.
bu söz gerçekte allah’ın zatını bilmemizin mümkün olmadığını ifade eder.
evren ise allah’ın zatının değil, sıfatlarının yani özelliklerinin bir ürünü ve yansımasıdır. hani hep sorarlar ya, “evren niçin bu kadar büyük?” diye. evren büyüktür çünkü tanrının özelliklerini yansıtmak için var edilmiştir. dolayısıyla büyüklük ve genişliği de ona göre olmak zorundadır. bin çeşit boya için, bin çeşit kap lazım. yüz kap olsa yetmez.
evet allah’ın zatını bilemeyiz; ama bu, sıfatlarından cüzi de olsa nasiplenemeyeceğimiz anlamına gelmez. hatta “allah” esmasının bile “+hu-” şeklinde bir açılımı vardır; yani negatif ve pozitif anlamlı “tüm özellikler-sıfatlar” ile donanmış olan zat(hu) anlamına gelir. “hu” da “o” demektir. tanrının zatına “o” zamiri ile işaret ediyoruz. elimizde başkaca bir şey yok(son peygamber ile birlikte tanrının zatından dahi cüzi bir yansıma alma yolu insanlığa açılmıştır; ancak şimdi o konuya girmeyelim).
üstelik tenezzül-ü ilahi denilen bir hakikat dahi mevcuttur. yani tanrı her devirde kendisini ve özelliklerini(cüzi de olsa) bir takım kimselere ve onların mensup olduğu toplumlara, onların anlayış seviyesine göre indirgeyerek bildirmiştir. mesela israiloğullarının tanrısı çok celalli ve neredeyse kabile reisi izlenimi veren bir ilahtır. öyle bir ilah günümüz insanına çok tuhaf gelebilir. ancak aslında ortada tuhaflık yoktur. demek ki o devrin insanının anlayacağı dil oymuş.
peki cennete girmek nedir?
hem evren hem de insan madde, enerji ve nur boyutu olarak kabaca iç içe üç katmanlı ve boyutlu olarak ele alınabilir. eğer bir kimse altbeyin bilinci olarak madde ve enerji boyutlarından sıyrılır ve nur boyutuna geçiş yapabilirse, o zaman cennete girmiş olur. nur boyutu saf esma nurlarından oluşan ve hiçbir zahmet ve sıkıntının bulunmadığı, termodinamik kanunların işlemediği bir yerdir. bu yüzden oraya selamet yurdu da denilmiştir. orada ebedi mutluluk ve huzurdan başka bir şey yoktur.
nur boyutuna geçiş için inisiye olmak şarttır. son peygamber(veya her ümmetin kendi peygamberi) sana bir dokunuş yapmadan ve kendindeki nuru sana ilka etmeden selamet yurduna geçiş yapamazsın ve nar(enerji, ateş) boyutunda ikamet etmek zorunda kalırsın. enerji boyutunda kalırsan da, o boyutun fizik kanunlarına göre bir hayat sürersin. bu da nur boyutundaki gibi zahmetsiz, sıkıntısız bir hayat değildir.
kısacası, “muhammedur resûlullah” demediğin müddetçe, nur boyutuna geçişin mümkün değildir. sen o’nu reddetmekle, o’nun dokunuşundan kendini mahrum bırakmış oldun.



