Dua ve Bumerang KanunuRabbSiyaset

Merhamet 3

Bir arkadaşım üç harfli marketlerin birinde müşterileri darlayarak alışveriş kartı satmaya çalışan pazarlamacılara denk gelmiş. bunları zor güç başından def ettikten sonra alışverişine devam etmiş. dolaşırken pazarlamacı ekipten bir kızı görmüş. kızcağız oturacak yer bulamadığı için buzdolabının dibine çöküp kalmış… yorgun, bitkin, üzgün, bezgin…

arkadaşım bu tabloyu görünce çok üzülmüş, merhamet damarı galeyana gelmiş ve o kızcağıza daha iyi bir iş vermesi için allah’a dua etmiş.

ben de arkadaşa dedim ki:

“evet doğru yapmışsın. allah’ın kullarına, hatta tüm mahlukatına şefkat ve merhamet göstermek insan için kemal sıfatlardandır. ancak merhamet ve şefkatte haddi aşarsan, bu seni kesinlikle değişik türde sapmalara götürecektir.

unutmamak lazım, biz kuluz ve allah’ın sonsuz merhameti ve şefkati yanında bizim merhametimizin esamesi okunmaz. dikkat edersen o şefkat ile hemen allah’a yönelmek zorunda kalıyoruz, çünkü başka çaremiz yoktur. kudret sahibi olmadan merhamet ve şefkat sahibi olmak, insanın başına beladır; ancak acı ve keder verir. işte bu noktada hemen allah’ı anmayı ve o’na iltica etmeyi bilmeyenler, o acıdan kurtulmak için kalplerini taşlaştırırlar. zaman içinde taş kalpli firavuna dönüşürler.

yine allah’a iltica etmeyi bilmeyenler acıdan kurtulmak için hemen olayı siyasi zemine çekerler ve tüm suçu iktidara yükler, sayar söver öyle rahatlarlar. halbuki insanın çilesi daimidir. en müreffeh ülkede bile olsanız, bunlar hep yaşanacaktır.

hatta şefkat ve merhamet duygusunu yerli yerince kullanmayı bilmeyenlerin inkara düşmeleri bile vâkîdir. mesela mina urgan, “çocukların acı çektiğini gördüm. eğer bir tanrı olsaydı, çocuklar acı çekmezdi” diyerek inkar yoluna sapmıştır.

insandaki şefkat ve merhamet duygusu sırat köprüsü gibidir. burada ifrat ve tefrit kutuplarına kayan kimsenin cehenneme yuvarlanması kaçınılmazdır.

ifrat= allah’tan daha merhametli olduğunu iddia ederek, mahlukatına haddi aşan bir şefkat göstermek…halbuki allah aynı zamanda rab’tır, yani mutlak terbiye edici ve eğiticidir ve sonsuz hikmet sahibidir. allah ile kulu arasına haddi aşacak şekilde girmeyelim. zira kulunun terbiyesinin neyi gerektirdiğini biz bilemeyiz.

tefrit= kimseye zerre kadar merhamet göstermemek… “onlar bana acıyor mu, bana ne, kimin ne hali varsa görsün” demek. çoğunlukla bu sözler dile getirilmez ama kalpler tam bu kıvamdadır. allah’ı bilmeyenin eninde sonunda geleceği nokta budur. şimdi değilse, yarın mutlaka bu hale düşecektir. zira allah’ı anmayanın kalbi katılaşır. tam bir firavun olup çıkar.

orta yol ve itidal= allah’ın tüm kullarına ve mahlukatına ayrım gözetmeden şefkat ve merhamet besliyoruz. kendimizi sıkmadan, üzerimize yük almadan elimizden gelen yardımı onlardan esirgemiyoruz. onlara dua ediyoruz. ancak biz mahlukatın ve mülkün sahibi değiliz. elbette onların bir sahibi var. “allah’ım ben kul haddi içinde vazifemi yapmaya çalıştım. mutlak merhamet sahibi olan ise ancak sensin. kulunu sana havale ettim” diyor ve aradan çekiliyoruz. hemen işimize bakıyor ve orada oyalanmıyoruz”.

isnetus 27.03.2026 16:55 ~ 17:23

İsnet.us

Bir ekşi sözlük yazarı olan “isnetus”, ağırlıklı olarak tasavvuf, tarih, siyaset bilimi alanlarına ilgi duyar. Ekşi sözlük ve bu blog haricinde başka bir yerde yazmamaktadır; instagram, twitter ve facebook hesabı da yoktur. Bununla birlikte Ekşi'de paylaştığı bazı yazılarını https://isnetus.wordpress.com/ adlı sitesinde paylaşarak takipçilerinin yorum ve ilgili konu hakkındaki değerlendirmelerini paylaşabildiği ve farklı açılardaki tefekkürlerini sunup fikir alışverişinde bulunabildikleri bir blogu da mevcuttur.

İlgili Makaleler

Başa dön tuşu