Nefs-i emmare suçu hep dışarda arar. başına ne gelse falancayı filancayı suçlar. kendi ise sütten çıkmış ak kaşıktır. kendine asla toz kondurmaz.
gerçek bir nefs-i levvame ise artık dış alemin tamamen kişinin iç aleminin bir projeksiyonu, yansıması olduğunu idrak etmiştir. dolayısıyla artık hiç kimseyi suçlamamayı, itham etmemeyi öğrenmiştir.
olumlu olumsuz başımıza gelen her şey bilinçaltımızın yaptığı yayının bize geri dönmesinden ibarettir. hiçbir sapık, hırsız, cani, kâtil, dolandırıcı bize gelişigüzel musallat olmaz. başımıza gelen kaza, bela, musibet, hastalık kesşnlikle tesadüfi değildir. bu alemde tesadüfe, rastlantıya yer yoktur.
üstelik bilinçaltımızı çocuklarımıza da devrederiz. hani eskilerin bir bedduası vardır, “çoluğundan çocuğundan çıksın” diye. aslında o ifade bu hakikate bir göndermedir.
nefs-i emmare cehennem ehlinin bulunduğu şuur mertebesidir. bu basamaktaki insan sürekli bir yanış içindedir. “şu bana öyle yaptı, bu hakkımı yedi, falanca bana kazık attı, intikam almalıyım, onlara gününü göstermeliyim, düşmanlar her yerdeler, güçlü olmalıyım, kendime müttefikler bulmalıyım vs…” bunların ve benzeri hallerin tamamı yakıcı ateştir.
böyle çarpık görüşlerin sahibi olan kimse, girdiği kısır döngü sonucu her geçen gün ateşini daha da harlar. dayanabilmek için zaman zaman kendini uyuşturmak zorunda kalır. alkolün, uyuşturucunun devrimizde bu kadar yaygın olmasının da sebebi budur.
nefs-i levvame mertebesindeki kimsenin ise ateşi büyük ölçüde sönmüştür. gerçi harici suçlamalardan kurtulmuştur ama bu sefer de kıyasıya kendini eleştirmeye başlamıştır. haddini aşan her şey zıttına inkılap ettiği için eleştirinin dozajı aşılınca o da ateşe dönüşür ve yakmaya başlar. bundan da kurtulmayı başarmak gerekir. o zaman ateş tamamen söner. tevhid ve tevekkül halleri oluşur.



