“Bir şeyi çok istersen olur” hükmü ancak bağlamında doğrudur.
eğer o istek nefsin(düşük benlik bilincinin) arzusundan kaynaklanıyorsa, ne kadar istersen, isteğine ulaşma yolunu o kadar çok tıkamış olursun.
zira nefs nari(ateş) tabiatı nedeniyle negatif çalışan bir varlıktır. o uğraştıkça, didindikçe kendi yolunu daha çok bloke eder; çalıştıkça, gayret ettikçe isteğine giden yollarda engeller inşa etmiş olur. allah’a sığınmalar, dualar, zikirler, tesbihler bile bu kapsamdadır(bu nedenle ibadetler gizli veya açık bir takım isteklere kavuşmak için yapılmaz. sadece kulluk için yapılır; yapılmalıdır).
ne zaman ki nefs yorulup ümidini keser, isteğinden vazgeçer veya artık gelmiş gelmemiş umurunda olmaz, işte o zaman evrende işleyen ilahi düzen gereğince isteği ona(eğer nasibinde varsa) gönderilir. zira nefs yorulup faaliyetten düşünce, ürettiği negatif enerji kesilir. bu da bir müddet sonra blokajın kalkmasına neden olur.
yüksek benlik bilincine sahip olanlarda ise durum farklıdır. onlar kendiliklerinden bir şey istemezler. onlara göre zaten her şey tam olması gerektiği gibidir. başkalarının güya kötü, şer ve asla olmaması gerektiğini düşündükleri ve “tanrı bunlara nasıl izin veriyor?” dediği şeylerin bile hikmetini görürler veya en azından sezerler. zira bizi ve koskoca evreni yaratmış olan tanrının, bizim kadar bile bilmediğini sanmak veya bu anlama gelecek şekilde tepki vermek ancak abes bir tavır olurdu.
yüksek bilinçler evrendeki işleyişte bir eksiklik veya kusur olmadığını kesin ve net biçimde anlamışlardır. bu nedenle tam bir rıza halindedirler ve hiçbir şeye itirazları olmaz. eğer öyle bir itiraz kalplerine gelecek gibi olursa, o zaman onu kendi idrak kusurlarına bağlarlar ve derhal onu gidermeye çalışırlar.
eğer bir şeyi isterlerse de, o istek kalplerine(altbeyinlerine) kaderin hükmü gereğince gelmiştir ve gerçekte de ancak hakkın iradesidir. elbette hakkın takdirine karşı duracak yoktur. o istek kula mutlaka verilir.
bu şuurdan yoksun olanlar isteklerine kavuşmak veya güya işleri düzeltmek için kendilerini yırtarlar ama olan yine olur; bunlar yalnızca kendilerini yıprattıkları ile kalırlar. bu bilgiler kişisel ölçekte doğru olduğu gibi toplumsal ölçekte de aynıyla geçerlidir.
örnek: ülkedeki siyasi iktidar bile dev tarihi çevrimler tarafından belirlenir. asırlar içinde ülke bin bir badireden sonra sanayileşme sürecine girer. sanayileşme sonucu köylüler kentlere akarlar ve lümpen sınıfı oluştururlar. neticede lümpenleri temsil eden parti iktidarı ele geçirir. sen ne kadar kendini yırtarsan yırt, bu akışı bozamazsın. ancak kendini paraladığınla kalırsın. zaman içinde sosyoloji değişir ve iktidar kendiliğinden başka bir partinin eline geçer vs…



