
Yunus a.s. kıssasının elbette günümüze bakan bir yüzü ve o kıssanın bize vereceği bir ders olmalıdır. ben kendimce kıssayı böyle çözümledim:
yunus a.s’ın vazifesini terk edip kaçması= dünya bir marifet(marifet=allah’ı bilmek ve tanımak) okuludur. insan bu dünyaya marifet tahsili için gönderilmiştir. bu okulun öğretmenleri de peygamberler ve onların yardımcıları olan evliyalardır.
kişinin çarpık bir dünya görüşü ve evren algısı içine girerek marifet tahsili hedefinden sapması, peygamberlerin dersinden kaçması, yunus a.s.’ın görevi terk etmesine eşdeğerdir. elbette bunun sonuçları olacaktır.
karanlık denize düşmesi= şuurun madde ve tabiat boyutuna inmesi.
balık tarafından yutulması= balık denizin canlısıdır. nefs dahi madde ve tabiat boyutuna inmiş bilincimiz olmakla bir nevi dünya denizinin canlısı veya balığı hükmündedir ve bilincimizin karanlık yönünü temsil eder. balık tarafından yutulmak ve balığın karnına hapsolmak, madde ve tabiat seviyesine inmiş şuurun kaydına girmek ve nurani boyuttan kopup karanlıklar içinde kalmak demektir(bundan bir kademe aşağısı daha vardır ki, o da yılan tarafından yutulmaktır. burası tabiat kuyusunun en dibi olan emmare seviyesidir).
balığın karnından kurtuluş= kişinin dünyaya gönderiliş amacını hatırlaması, bu yönde çalışmaya azmetmesi, bu yönde çalışmaya başlaması ve içine düştüğü yanlış dünya görüşünden pişman olup sıyrılmasıdır. allah’ı zikretmek, öncelikle dosdoğru bir dünya görüşü ve dosdoğru bir evren algısı edinmek anlamına gelir. yoksa gereken şuur kazanılmadan sırf bir takım kelimeleri tekrar etmenin herhangi bir sonucu olmaz.
balığın karnında iken yunus a.s.’ın tesbihi şuydu: lâ ilâhe illâ ente, sübhâneke, inniy küntü minezzâlimiyn- senden başka ilah yok, sen her türlü kusurdan uzaksın, ben zâlimlerden oldum”
tesbihin anlamı= varoluş tek bütünsel bir yapıdır. her yerde aynı kurallar ve aynı hukuk geçerlidir. bu tek bütünsel yapı, muazzam bir düzenle ve kusursuz bir şekilde işlemektedir. benim işleyişte bir kusur görmem ancak kendi şuurumun çarpıklığı sebebiyledir.
olumlu veya olumsuz karşılaştığım her hadisenin mutlaka bir hikmeti vardır. bana düşen şikayet etmek, yakınmak, veryansın etmek, küsmek, itiraz etmek değildir; ancak daima “görelim mevlam neyler, neylerse güzel eyler” şuurunda olmak ve kendimi akışa bırakabilmektir. hiçbir şeye karışmadan saf bir gözlemci olarak kudretin işlerini(hem kendi hayatımda hem de çevremde) tarafsız bir gözlemci olarak seyredebilir hale gelebilmektir…
her şey ezelde takdir edilmiş ve yazılmıştır. hiçbir şeyi değiştirmeye gücümüz yetmez. olayları değiştiremeyiz; ama olaylara karşı verdiğimiz tepkileri değiştirebiliriz. işte külli irade içindeki cüzi irade budur. kader kendisine rıza göstereni hedefe şefkat kanatlarında taşır, rıza göstermeyip itiraz edeni de sürükleye sürükleye götürür. kişi kadere itiraz ettiği miktarca yara bere ve acı içinde kalır. başka da bir kârı olmaz.




Çok güzel, çok doğru.