Kemalist klişelerinden biri daha… gerçekte kemalistin batıya özenen, onu her yönden taklit etmeye çalışan, ama kafası şarklı gibi çalışan bir tür olduğunu hesaba katarsak hiç de tuhaf kaçmayan durum.
gerçek bir modernleşme hamlesinin altyapıdan başlaması gerektiğini, bunun da sanayileşme demek olduğunu, sanayileşme için ise köylülerin şehirlere göç edip lümpenleşmesi gerektiğini bin kere de anlatsak kemalistimiz için bu sözler bir şey ifade etmeyecektir.
çünkü belli bir fikir geleneğine isnat etmediği için böyle şeylerden anlamaz o. sıkışınca türbeye çaput bağlayan batıl inançlı vatandaşımızın eşleniği olarak anıtkabire çiçek bırakıp şikayete gider.
ayrı bir mesele ama lümpenlerin temel karakteristiğinin oportunizm/fırsatçılık olduğunu da bilmez. olaylara izah getirip çözüm üretmekten aciz kalınca da büsbütün duygusallaşır, garip davranışlar sergiler hatta histeri krizi geçirir.
ne yaparsın bu da yurdum gerçekliği. alıştık artık.
not: tamam o zaman siz anlamazsanız, ben de bıkmadan usanmadan anlatmaya devam edeceğim…köylü sınıfı geçimini tarım ve hayvancılıktan sağlayan bir toplumsal kategoridir. bu ekonomik yapı ve üretim süreci değiştirilmediği sürece köylülerin zır cahil olmaları veya her birinin platon, sokrates, kant ayarında düşünce adamı ve beethoven seviyesinde mandolin çalmaları bir şey değiştirmez.
çünkü “bütünde parçalarının toplamından daha fazla şey vardır” bütünün kendine has bir şahsiyeti ve hayatiyeti mevcuttur. bu sebeple köylü sınıfı, unsurlarının kültürel seviyesinden bağımsız olarak hep aynı özellikleri gösterir.
bugün bildiğimiz gelişme ve modernlik adına ne varsa bunlar sanayileşme, “sanayi toplumu” ve onun ilişkilerinden doğar.
(bkz: batı medeniyeti/#38651454)
aydınlanma denilen hakikatin esasen spritüel temelli olduğunu ve ikiye ayrıldığını, entellektüel verimlerin bu kökten dallandığını da belirtelim, izahı için:
(bkz: aydınlanmanın hakikati)



