
Tanrının Acımasız Olduğu Gerçeği 2
Tanrı tüm kainatı yaratan ve onu mikro ölçekten makro ölçeğe mutlak adalet, mutlak hikmet ve mutlak ilim ile çekip çevirmekte olan zattır.
onun için cehalet, abes iş yapmak, zulüm imkansızdır. zira o sonsuz kudret, sonsuz ilim, sonsuz hikmet, sonsuz adalet, sonsuz rahmet, sonsuz şefkat, sonsuz ihsan ve cömertlik sahibidir.
deme niçin şu şöyle
yerincedir o öyle
bak sonuna sabr eyle
mevlâ görelim neyler
neylerse güzel eyler
sen sınırlı algının elde ettiği sınırlı veriler üzerinden, sınırlı zihinsel işlem yeteneğin ile tanrı hakkında hükümler serdediyorsun. bu yaptığının ne kadar büyük bir sapma olduğunun farkında bile değilsin. hatta üzerine hüküm yürüttüğün tanrının aslında kendi sınırlı tanrı tasavvurun olduğu idrakında değilsin. faraza sen de tanrı gibi görebilsen ve tanrı gibi değerlendirme yapabilsen, şu an her şey nasılsa, öyle yapmaktan başka çare ve yol bulamazdın.
eğer dediğimi anlayabilirsen, akabinde bana şu soruyu yöneltmen gerekir:
“tamam benim sınırlı bir tanrı tasavvurum vardı, yine sınırlı değerlendirme yeteneğim ile tanrı hakkında mesnetsiz şeyler söylemiş oldum. peki senin tanrı hakkında söylediklerin de, senin tanrı tasavvuruna istinaden değil mi?”
el cevap:
tanrı bilgisini, yerden göğe doğru uzanan sonsuz bir merdiven gibi düşününüz. her insan bu merdivenin bir basamağında bulunur. en üstte ve en ileride ise peygamber efendimiz vardır. o tanrıyı herkesten iyi bilir. ancak sanma ki tanrı, peygamber efendimizin bilgisiyle sınırlıdır. bu işlerin üstadı olan imam-ı rabbani hazretlerinin beyanı üzere, tanrı bilgisi merdiveninde peygamberin bulunduğu basamaktan sonra dahi, sonsuz basamak uzanmaktadır yukarıya doğru.
zaten peygamber efendimiz bu gerçeği dile getirmiş ve hakka olan niyazında “seni hakkıyla bilemedik” buyurmuştur.
peygamberin bile tanrıyı künhüyle idrak gibi bir iddiası olmadığı halde, günümüz insanı çıkıyor, tanrı hakkında atıp tutuyor. yetmiyor, onun hakkında gelişigüzel hükümler verip veriştiriyor.
evet tanrıyı mutlak anlamda bilmek insan için mümkün değildir. bu yüzden tanrı hakkında kim ne söylerse, o sadece onun kendi zannından ibarettir. bu nedenle tanrı bilgisi merdivenine aynı zamanda zan merdiveni diyebiliriz. ancak zan var, zan var…herkes en azından kendini kurtaracak ve kendi dengelerini sağlayacak kadar ve peygamber efendimizin beyan ettiği tanrı bilgisine mümkün mertebe kendisini yaklaştıracak kadar, gelişmiş bir tanrı bilgisini/zannını tahsilden sorumludur.
allah bu gerçeği bize bildirmiş ve “ben zannettiğiniz gibiyim” buyurmuştur. buradaki “zan” ifadesini sayfalarca yorumlamak mümkündür. yazıyı uzatmamak için son hükmümüzü verelim ve bir uyarıda bulunalım…
“allah hiçbir ilimle mâlum ve hiçbir hükümle mahkum değildir”
ve allah hakkındaki zannına dikkat et… zira gerisin geriye sana dönecek olan odur. nasıl zannedersen sana öyle muamele edilecek.
sonsuz merhamet, sonsuz şefkat, sonsuz ihsan, sonsuz cömertlik, sonsuz ikram, sonsuz adalet, sonsuz af sahibi allah’ın adıyla…




insan bildiği, öğrendiği, ilgi duyduğu konuşmak paylaşmak istiyor ,tabi ki karşısındaki kişinin de konular hakkında ilgili ve bilgi sahibi olması gerekiyor din konusu çok çetrefilli ve ekseriyetin çoğu işin zahiri kısmında taklitçi kaba saba tabiat batağında boğulmus çoğunluğunun kuru kalabalık diyeceği bir güruh görünümünde hatta cemaatler vs bir takım gruplarda da durum vahim öyle bir oluşum içinde ortak noktanız ancak ibadetler ve belli ameller oluyor. Şuur boyutu ise hak getire kişisel gelişimde ihya ,futuhat ,mesnevi gibi kaynakları tasavvufi terminolojiler fikri müşahadeler vs bu konularda konuşacak münazara yapacak kişi yok bile toplum bilinç olarak bu noktada afrikada’ki kabile halkından hallice , sosyal hayatı çalışma ortamının takvadan yoksun oluşu aşikar bir rehber bulmak nasip işi günümüzde uzlet tek basına nefis tezkiyesi kaynaklardan riyazat ,mücahade kitaplardaki teknikleri uygulayarak kendine yol haritası çizerek vs tehlikeleri durum belli iken modern çağda kendi dusuncendeki insanları bularak bir oluşumamı girmek gerekir hakikat avam işi degilken bir milyoncu pazarı gibi istidatı kabiliyeti olsun olmasın her çeşit insanın hakikat oluşumu icinde olması bunların imtihan vs olması razılık vs telkin edilirken aklın hic mi bir boyutunu kullanmayacağız cemaatlere vs girdiğinizde bir noktadan sonra ben munafıkmıyım diye kendinizden suphe etmeye baslıyorsunuz gördügünüz çoğu şey içinize sinmiyor bunun tasavvuftaki koşulsuz teslimiyetle vs ile de alakası yok devir iman kurtarma devri o yuzden marifetullahatan nasibi olmayan insanda aynı çatı altında olsa bu tür durumlara hoş görü göstermeliyiz vs bunlar işin başka boyutları peki biz ne yapabiliriz velayet nübüvveten farklıca kişişel gelişim yolu siyasetten toplumdan uzak ömrumuzude bilmiyoruz ki garanti olsun şöyle 50 -100 senelik barınma gıda vs giderlerini ihtiyaclarımızı karsılayacagımız hazır bir platform olsada evimizin dıs kapısını herkese kapatıp ömrumuz boyunca halvette kalıp nefsi arındırıp 7 ler 40 lar mardiyeler safiyeler makamında mektubatın finalini görsek ricali gayb ordusuna ismimizi yazdırsak öylede bir şey yok hayat tekamul icin zorluklardan müteşekkil pişmek gerek yanmak gerek imla ve yazım hataları cümle düşüklükleri için kusura bakmayın son cümleleri nükte olarak görün ve yazı ile her düşünceyi zaman kısıtından aktaramıyorum 30 küsür senedir tasavvufi eserler okurum klasik din anlayışının sadece bana degil sizede hitap etmedigini biliyorum sorum şu ki yalnız basınıza nasıl yürüyorsunuz yolcunun 24 saati nasıl olmalı günlük aktiviteleriniz dine nasıl uyacak günümüzde din 8 şeritli otobanın ortasında bekleyip bana araba çarpmasına benziyor