Hakikat 3
Her bilgi belli bir çerçevede(bağlamda) doğrudur. çerçevesinden taştığı anda artık o bilginin doğruluğu kalmaz.
mutlak bilgi yani her çerçevede doğru ve geçerli olan bilgi insan için mümkün değildir. mutlak bilgiyi insan zihni kavrayamaz. insan zihninin kavradığı ancak mutlak bilginin sonsuz yüzlerinden bir yüzünün kısımları veya parçalarıdır. yani insan zihni fili bir bütün olarak göremez. ancak hortumunu, kulağını veya kuyruğunu görebilir. “fil nasıl bir şeydir?” sorusunun cevabı da o yüzden farklı farklı olacaktır.
hakikati bir bütün olarak kavrayan insanın aklı değil, kalbidir. ancak onda dahi bir ölçek ve limit vardır. zira kavranan hakikatin gölgelerinden bir gölge, suretlerinden bir suret olmaktan öteye gidemez. kalp aynasına düşen güneşin bir suretidir. evet aynada tam bir güneş sureti teşekkül etmiştir, ancak güneşin bu kopyası ile uzaydaki güneş aynı değildir veya bir bakımdan aynısı diğer bakımdan gayrısıdır.
bu duruma hologram plakasını da örnek verebiliriz: bir bardağın görüntüsünü barındıran hologram plakasına ışık verdiğimizde bardağın üç boyutlu görüntüsü belirecektir. eğer o plakayı ortadan ikiye bölsek ve bir parçasına ışık versek yine bardağın tam bir görüntüsü oluşacaktır; ancak bu sefer görüntünün çözünürlüğü yarı yarıya düşmüş olacaktır. plakayı ne kadar bölersek bölelim, bardağın tam bir görüntüsü her zaman oluşacaktır. ancak plaka parçalandıkça bardağın görüntüsünün netliği düşecektir.
işte evliyanın hakikat bilgisi dahi aynen bu şekildedir. her birinin kalp aynasına aynı güneşin sureti aksetmiştir. ancak her birinde çözünürlük değişiktir. bu da onların arasındaki makam farkını oluşturur. güneşin kendisi ise hep ötelerin ötesinde kalır…
allah bu yüzden “biz kuran’ı kalplere indirdik” dedi; akıllara indirdik demedi. zira akıl küllü/tümeli kavrayamaz. akıl ancak parçayı kavrar.
bu nedenlerle hakikat sabittir desek doğru demiş oluruz. zira güneşin sureti hep aynıdır. farklıdır desek yine doğru söylemiş oluruz. zira çözünürlükleri değişiktir. her bir insan-ı kamile yansıyan güneşin suretinin çözünürlüğü ve netliği farklı farklıdır.
su donduğunda kabın şeklini alır. hakikat bir topluma indiğinde, onların kültür ve yaşayış kabına göre şekil alacaktır. işte bu şekil dönemseldir. 600’lü yılların arap toplumun adetlerini ve yaşayış tarzını “buyrun hakikat budur” diye sunamazsınız. öze, ruha, hakikate ulaşıp onu bugünkü şartlara göre tekrar dondurmak icap eder.
işte tarih içinde ilerleyen, zamana tâbî olan, iktisadi altyapı ilişkileri ile belirlenen bu dış yüze ait şekildir. hakikatin kendisi ise değişen dönüşen bir şey değildir.



