
Normal bir insan beyninin(altbeyin+üstbeyin) ortalama %18’ini kullanır.
kundalini(içsel yılan) aktive olduğunda ise beynin kullanım oranı hızla yükselmeye başlar. bu nedenle tüm dehalar kundalinisi uyanmış kimselerdir.
tüm uzakdoğu mistik ekolleri, masonlar ve sair spiritüalist akımlar, insandaki kundaliniyi uyandırmayı hedefler.
onlar size sadece şu uyarıda bulunurlar, “hazır olmadan kundaliniyi uyandırmak büyük risktir”… ötesini söyleyemezler; zira kendilerinin de haberi yoktur.
halbuki kundaliniyi uyandırmak değil, onu uyandırdıktan sonra dönüştürebilmek marifettir. tek başına kundaliniyi uyandırmak, feth-i zulmani’dir; yani karanlık bir açılımdır. deccalın yolu budur. hatta kundalini’nin bizatihi kendisi firavun veya deccaldır.
misal, hz. musa kundaliniyi uyandırdı ama öyle mi bıraktı onu?
evet, hz. musa’nın dahi kundalinisi bir yılan idi önce; ama sonra âsâ haline getirdi onu. işte mesele budur. kundaliniyi uyandırıp sonra da dönüştürmeden yılan olarak bırakan kimse, artık ya firavun ya da deccal hükmüne girmiştir(firavun mu yoksa deccal mı olduğu bilincinin mertebesine göre değişir).
uyanan kundalininin üstüne musevi bilincin nurlarını sevk ederseniz, o yılan bir âsâya dönüşür ve artık her türlü faydalı iş için kullanılır veya isevi bilincin nurlarını gönderirseniz, deccal hükmündeki kundalini kılıca veya zülfikâra dönüşür. zülfikâr niçin iki başlıdır biliyor musunuz? o iki baş, yılanın dilinden kalan bir bakiyedir. hz. ali’nin zülfikârın sahibi olması da onun isevi meşrep olması ile alakalıdır.
kısacası peygambere iman, bağlılık ve itaat olmaksızın yapılan her türlü spiritüel yolculuk, firavun veya deccal olmakla neticelenir.



