Klasik tasavvuf ehlinin kalp gözü dediği olgu, meleki boyuttan basiretinin açılması tüm manaları misali suretlerde görür hale gelmeleridir. mesela ona düşmanlık yaparsanız size baktığında bir yılan sureti görecektir. insanları inciten bir ahlaka sahipseniz sizi akrep olarak görecektir vs…daha bunun gibi ve bundan öte nice acaip hallerden haberdar olurlar.
ancak bir de spritüalistlerin kalp gözü dediği yetenek vardır ki, onlarınki tasavvuf ehlinden farklıdır ve çok daha düşük bir derecedir; çünkü onlar melekût boyutundan değil enerji boyutundan açılım sağlamışlardır. evrendeki enerjetik yapıyı ve tüm enerji alışverişlerini müşahade ederler. bu nedenle cinni bir kabiliyettir bu sahip oldukları. tasavvuf ehli ile spritüalistleri ona göre değerlendirelim. biri meleki diğeri ise cinni açılım sağlamıştır. cin ve melek arasında ne kadar fark varsa, bunlar da o derece ayrıdırlar.
peki bu türden bir kalp gözünün bize ne faydası olur?
rasyonel aklın ne olduğunu ve kazandırdıklarını herkes bilir. o yüzden fazla izaha girmiyorum. ancak “akıl” kelimesinin bağ demek olduğunu hatırlayalım. eski dönemlerde araplar kamp yaptıkları zaman, develerin ön ayağına “akıl” dedikleri kısa bir ip bağlarlarmış. böylece deve adımlarını küçük küçük atmak zorunda kaldığı için kamp çevresinden fazla uzaklaşamaz, ama aynı zamanda çevredeki bitkileri yiyerek beslenebilirmiş.
işte akıl budur. şuuru belli bir noktaya kadar getirir, ama fazla açılmasına izin vermez. onu suretlere, kelimelerin prangasına kilitleyip bırakır. felsefe bu yüzden hakikati arama yolunda çok kusurludur. spritüalistler ise sahip oldukları enerjetik görüş sayesinde şuuru bir kademe daha öteye taşıyabilirler. ancak asıl vurgunu tasavvuf ehli yapar. onlar sahip oldukları görüş sayesinde nurani boyutun olaylarına vâkıf olurlar. bu sayede olağanüstü bir şuur açılımı sağlarlar. yani çok gören çok biliyor, çok daha yüksek idrak sahibi oluyor. Allah’ın işlerini açık açık görebildikleri için imanları, marifetleri de ona göre oluyor.
bir üçüncü ve de en yüksek kalp gözü türevi vardır ki, ondan pek kimsenin haberi yoktur. bu kalp gözünde herhangi bir vizyon türünden görüş yoktur; saf bir kavramları seziş vardır. mesela kırk yıl kapalı çarşıda esnaflık yapmış birini düşünün. artık o kişi öyle bir hale gelmiştir ki, insanı görür görmez tanır olmuştur. kim üçkağıtçı, kim dürüst, kimin niyeti nedir vs…veya uzun yılların futbolcusu ve sonra da teknik direktörü olan bir kişiyi düşünün. bir maçın daha başında gidişatı tahmin edecek ve maçın sonucunu az çok isabetle sezecektir.
işte bu üçüncü tip kalp gözü en üstünüdür; ama pek bilinmez. avamın nazarına vizyonların görünmesi, acaibata şahit olmak çok daha üstün gibi görünür; ancak bu doğru değildir. üstelik o gördüklerini hazmedecek ve değerlendirecek altyapıya sahip olmayanların çok daha dengesiz hale gelme riskleri vardır. psikiyatrik vaka olmaları işten bile değildir. bizzat şahit oldum ben bu duruma. üniversite yıllarında bir arkadaşımı hastaneye yatırdılar.
bu üçüncü kalp gözü sahipleri, evreni ve sırlarını okuyabilirler ve kelama dökebilirler. onların sundukları ilim, tümdengelim yoluyladır. önce bütünü görürler sonra uygun bir lisan kalıbı ve misalle bize sunarlar. rasyonel akıl ise parçaları inceler yani analitik çalışır. bunların aklı ise adeta rasyonel aklın da aklı gibi bir şeydir kısacası.



