
Ateistlerin Bakar Kör Olmaları
Bizim sınırlı olarak algıladığımız sanal (vehmî) varlığımız hak‘ın ilminde (bilgisinde) mevcûd
olmasından dolayı hak kendi varlığına; vâcib el-vücûd (zorunlu varlık) dedi. bizim
sanallığımıza da; mümkün el-vücûd (zorunlu olmayan varlık) dedi.
âyetlerini (kendi varlığının delillerini) kendi ilmindeki sanal varlıklarına gösterdi. bu
sebeple biz o‘nun varlığına kendi varlığımızı delil olarak bulduk. o‘nun en büyük varlık
delili her kulun kendi nefsidir (kendisidir). başka hiçbir delil aramaya gerek yoktur. çünkü kendi
varlığına, kendi varlığı olan bizlerden başka delil olabilecek ayrıca bir varlık boyutu daha
mevcut değildir.
âlem dediğimiz cemal ve celal perdesi kendi varlığını bilmez. hak‘ın varlığını da bilmez.
bundan dolayı içinde insan olmayan âlem hak‘ı ebediyen kavrayamaz. hak kendi
varlığını kavraması için âdem‘i/havvâ‘yı cemal ve celal perdelerinin ardında bilinciyle
idrak edebilecek nitelikte yarattı. ve iki elimle yarattım mecazı ile vahyetti.
işte bunun için Allah iblîs‘e sordu: iki elimle yarattığım (cemal ve celal sıfatımla halk
ettiğim) mahlûka secde etmekten seni men eden şey nedir?
iblîs ise âlemden bir kuvvettir (cüzdür, parçadır) ve insan gibi külli/tümel değildir. iblis‘in
secde etmemesi kendi eksikliğini tam olan insanda görmesinden dolayıdır. halifelik de
bundan dolayı tümel varlık olan insanda aksetmiştir.
iblis‘in ve meleklerin halife olamaması hak‘ı her yönüyle ve sonsuzluğuyla
kavrayamamaları nedeniyledir. ve eksikliklerini bilememeleri ve kendilerini tam olan
insandan üstün zannetmeleri nedeniyledir.
her insan halife donanımı ile yaratılmıştır fakat donanımını fark edip hilafetini açığa
çıkarması gerekmektedir. hilafetini açığa çıkaran insana da insan-ı kâmil denilir.
böylece insan-ı kâmil bilincine erişmiş olanın dış sûreti âlemin dış sûretinden ayrılır
(özgürleşir) ve özünde de hak‘ı işitme ve görme hakikati olarak keşfeder.
insan da kendini her an açılan, her an artan ilim tecellisi olarak algılamak zorundadır.
“benim ilmim tamam oldu diye” yanılgıya düşen(veya şudur budur diye kestirip atan) hilafetten de düşmüş olur.
(muhyiddin-i arabi, füsus-ul hikem’den)



