
Lâ ilâhe illallah, mûsâ kelîmullah
hz. musa tenzih hakikatinin temsilcisidir ve Allah’ın kelâmına mazhar olmuştur; yani Allah ile konuşmuş ve o’nun sesini duymuştur. Allah’ı görme tâlebi ise kabul edilmemiş ve “sen beni göremezsin” cevabını almıştır.
tabii buradaki meseleyi, “Allah ona kendini göstermek istemedi” gibi düşünmek anlamsızdır. Allah’ın görülmesi(rüy’et) için tevhid mertebelerinin tümü kat edilmelidir. onu da ancak Hz. Peygamber başarabilmiştir.
aynı zamanda Hz. Musa kelami(yazılı kitaptan) bir okumayı temsil eder, tekvinî(oluşsal) okuma ise Hz. İsa’nın nasibidir.
Hz. İsa kainatı okur ki, kainat açılmış ve materyalize olmuş Allah kelamıdır. Allah kelamı ise kainatın söze dökülmüş halidir.
sözel okumanın(hz. musa) nihayeti duymaksa, görsel okumanın(Hz. İsa) sonu müşahade etmektir.
müşahade ile rüy’et farklıdır. mesela, cumhurbaşkanını tv’de görmek onu müşahade etmektir; ama bizzat kanlı canlı olarak onu görüp el sıkışmak ise rüy’et’tir.
rüy’et, tenzih ile teşbihi cem etmekle ele geçer veya kelami okumakla tekvini okumayı birleştirerek başarılır.



