Tasfiye ve Tezkiye Süreci

Nefs 4

Nefs

Ya islam’ın bütün şartlarını hakkıyla yerine getir, 
ya da aksi halde, “ben müslümanım,” deme. sen 
nefsinle beraber olmaya devam ettiğin müddetçe, 
bu mevkiye erişemezsin. sen, nefsinin heveslerini, 
arzularını ve zevklerini kendisine vermeye devam 
ettiğin müddetçe onun kaydındasın, onun ipine 
bağlısın. nefsinin hakkını ver, fakat heveslerine, 
arzularına ve zevklerine engel ol. onun bekası, 
kendisine haklarının verilmesiyledir. helâkı ve 
mahvolması da, hazlarının, heveslerinin ve 
arzularının verilmesiyledir. nefsin hakları, ihtiyaç 
miktarınca yiyecek, içecek, giyecek ve meskendir. 

hazlar ise zevk aldığı şeyler ve şehvetler, 
heveslerdir. onun haklarını şeriat elinden al, yani 
şeriatın ölçüleri dahilinde kendisine haklarını ver. 
hazlarını, Allah’ın ilmindeki ilâhi takdire bırak. 
ona daima helâl şeyler yedir, asla haram yedirme. 
aza kanaat et. yeter ki helâl olsun. nefsini buna 
alıştır. eğer ilâhi takdirde senin için daha fazlası 
varsa ve gelirse, o da senindir. 

eğer felah, kurtuluş istersen, rabbine isyan konusunda 
nefsine muhalefet et, karşı gel. eğer 
nefsin Allah’a itaate yönelirse, muvafakat et. 
Allah’a karşı günah işlemeye yönelirse muhalefet 
et, karşı koy. 

nefsinle beraber olmaya devam ettiğin müddetçe, 
insanları ve diğer varlıkları tanıyamazsın. 
insanlarla beraber olmaya devam ettiğin müddetçe 
de, izzet ve celâl sahibi hakk’ı tanıyamazsın. 

nefs, daima kötülüğe meyillidir. bu onun fıtratıdır, 
yaratılışıdır, tabiatıdır. nefsle bütün hallerde 
mücahede et. nefsi mücahede ile yumuşat, erit. 
zira o, eridiği ve serkeşliğini yitirdiği zaman, akl-ı 
selime ve kalbe teslim olur. sonra kalp, sırr’a, öze 
teslim olur. öz de, izzet ve celâl sahibi hakk’a 
teslim olur. böylece hepsinin kaynağı, oraya 
dayanır. nefsi yumuşatıp eritme işini tamamladığın 
zaman, sana kalbin yönünden şöyle seslenilir: 
“nefslerinizi öldürmeyiniz. hiç şüphe yok ki, 
Allah ziyadesiyle merhametlidir,” (nisa, 4:29). 

sen, nefsin boş ve bâtıl emellerini kır. işte o 
zaman, o sana itaat edecek, senin istediğin noktaya 
gelecektir. 
nefsini tedavi etmeye çalış. ona de ki: 
– yaptığın iyilikler kendi lehine, kötülükler de gene 
kendi aleyhinedir. iyilik de yapsan, kötülük de yapsan, 
sonucu kendine dönecektir. 
nefsine karşı mücahede et. onun kötü duygularını 
söküp atmak için savaş. ta ki doğru yolu bulana 
kadar. 

izzet ve celâl sahibi Allah şöyle buyurur: “bizim 
uğrumuzda mücahede edenlere gelince, onları 
elbette doğru yolumuza eriştiririz,” (ankebut, 
29:69). ve gene, “eğer siz Allah’ın dinine yardım 
ederseniz, o da size yardım eder,” (muhammed, 
47:7). 
nefse asla genişlik verme, müsamaha gösterme. 
onun isteklerine uyma. işte o zaman felah bulur, 
kurtulursun. onun yüzüne hiçbir zaman gülme. bin 
sözünden ancak bir tanesine cevap ver. ta ki 
ahlâkça güzelleşinceye, sükunet buluncaya ve kani 
oluncaya kadar. eğer senden zevklerle ve hevaî 
arzularla ilgili bir şey isterse, hep ileriye at, tehir et 
ve kendisine de ki: 
– heveslerini cennete sakla! 

onu, mahrumiyetin acılığına sabrettir. ta ki lütuf 
ve ihsan gelsin. eğer onu sabrettirirsen ve o da 
sabrederse, aziz ve celil olan Allah, onunla 
beraber olur. zira, şanı yüce olan Allah şöyle 
buyurur: “hiç şüphesiz, allah sabredenlerle 
beraberdir,” (bakara, 2:153). nefsinin hiçbir sözünü 
kabul etme. zira o, mutlaka 
şerre meyleder. onun senden yapılmasını 
isteyeceği şey, mutlaka şerdir. eğer isteğine cevap 
verecek olursan, cevabın mutlaka menfi olsun. 
nefse muhalefet etmek, onun düzelmesine vesile 
olacak bir harekettir. 

nefs ile hak, bir arada bulunmaz. dünya ile ahiret 
bir arada bulunmaz. kim ki nefsi ile birlikte ise, o, 
cenab-ı hak’la beraberliği kaçırmıştır. 
sabırlı ol. Allah’ın emirleri ve yasakları 
doğrultusunda hareket etmekte tahammül göster. 
eğer sabrın tam ve kâmil olursa, rızan da 
tamamlanır, kemâle erer. olumsuz hareket ve 
davranışlardan sıyrılmışlık halin ortaya çıkar. senin 
yanında, her şey güzel olur. her hareket ve 
davranış, Allah’a şükre dönüşür. Allah’a uzaklık, 
yakınlığa dönüşür. Allah’a şirk koşma, ortak 
tanıma halleri, tevhide dönüşür. artık insanlardan 
ne zarar görürsün, ne de fayda. senin için zıtlıklar 
kalmaz. tersine, kapılar ve yönler birleşir. sadece 
bir tek yön görürsün. bu nokta öyle bir haldir ki, 
insanların büyük çoğunluğu onu anlayamaz, idrak 
edemez. diyebiliriz ki bu seviye, ancak milyonda 
bir insana nasip olur. ve son nefesine kadar devam 
edebilir. 

Allah’ın huzurunda, bu seviyeye erişmiş olarak 
ölmeye çalış. daha ruhun bedenden çıkmadan 
önce, sen nefsini öldürmeye gayret et. onu, sabırla
ve hevai isteklerine karşı gelerek öldür. yakında, 
böyle hareket etmenin faydasını ve güzelliğini 
göreceksin. sabrın biter. yani sabretme zamanları 
sınırlıdır. sabretme süresi tamamlandıktan sonra, 
ardından mükâfatını toplama faslı başlar. sabrın 
mükafatı bitmez. 

ben, sabrettim. sabrın sonunun da daima güzel 
olduğunu gördüm. önce öldüm. sonra beni diriltti. 
onunla beraber oldum, onunla beraber malik 
oldum. seçim ve iradenin terki hususuda nefsimle 
cihad ettim, savaştım. sonuçta, benim için yukarıda 
bahsettiğim haller hasıl oldu. 

önce bana gel. beni ziyaret et. sonra da kâbe’ye 
git, orayı ziyaret et. ben kâbe’nin kapısıyım. bana 
gel, ta ki nasıl haccedeceğini sana öğreteyim. 
sen, mânâya, muhtevaya ve öze değil, şekle rağbet 
ettin, şekilciliğe ilgi gösterdin. benim sohbetimi 
isteyen, kendisine söylediklerimi kabul etsin, 
onların gereği ile amel etsin. ben nasıl hareket 
ettiysem, o da öylece hareket etsin. aksi halde, 
benim sohbetime katılmasın: zira bu şekilde 
hareket etmeyen, kârdan çok zarar eder. 
ben bir ziyafet sofrasıyım. fakat kimse benden bir 
şey yemiyor. kapı açık, fakat oraya kimse 
girmiyor. ben size hakikatleri kaç kereler 
söyledim. fakat siz beni dinlemiyor, sözlerime 
kulak vermiyorsunuz. ben bu söylediklerimi sizin
için, sizin iyiliğiniz için söylüyorum. kendim için 
söylemiyorum. 

ben ne zaman ki kalbimden dünya sevgisini çıkarıp 
attım, işte o zaman bu mertebeye ulaştım. senin 
tevhidin nasıl doğru olabilir? sen Resulullah’ın şu 
sözünü hiç duymadın mı ki: “dünya sevgisi, her 
hatanın başıdır.” çıkarını sağlama ve zararları 
defetme evinden çıkmadıkça, senin konuşmaya 
hakkın yok. 

hızla esasa gel, temele koş. temeli sağlamladığın 
an, binayı yapmaya koyul. temelin harcı fıkıhdır 
(islam hukukudur). fıkıh dedimse bundan 
maksadım, ilmihal ve fıkıh kitaplarında yazılan, 
bedenle ve zahirle ilgili fıkıh değildir. bilakis, kalp 
fıkhıdır. kalp fıkhı, seni Allah’a yaklaştırır. zahirle 
ve bedenle ilgili fıkıh ise, halka yakınlaştırır, 
hükümdarlara ve devlet ileri gelenlerine 
yakınlaştırır. 

zamanını ilim öğrenmekle geçiriyorsun, fakat 
öğrendiklerinle amel etmiyorsun. sen, hakk’ın 
huzurunda susmalı, sükut etmeli ve dilsiz 
olmalısın. ta ki, ondan konuşma izni gelinceye 
kadar. konuşma izni gelince de, gene o’nun 
kudreti ile konuşursun, kendi kudretinle değil. bu 
durumda senin konuşman, kalplerin hastalıklarına 
deva, özlere şifa, akıllara da ışık olur. 

nefsinle cihad konusunda sana yardım edenle 
arkadaş ol. onun sohbetinde bulun. nefsinin 
azmasına yardım edenle arkadaş olma. eğer cahil, 
ikiyüzlü (münafık), heva ve hevesler peşinde giden 
bir şeyh, mürşid ile arkadaş olur, onun sohbetinde 
bulunursan, o senin nefsinin azmasına yardımcı 
olur. bu tip şeyhlerin, mürşidlerin sohbeti, senin 
aleyhine olur. 

senin yapacağın doğru hareket, nefsinin istek ve 
arzularına cevap bile vermemek, onun söyleyeceği 
sözlerle arana bir duvar çekmektir: onu, tıpkı bir 
deliyi dinler gibi dinle. sözlerine asla iltifat etme. 
şehevî, bâtıl ve faydasız zevk ve arzularına kulak 
asma. senin mahvolman da, onun mahvolması da 
onun istek ve arzularını kabul etmendedir. eğer 
onun bâtıl isteklerini kabul eder ve yerine 
getirirsen, işte o zaman her ikiniz de 
mahvolursunuz. senin kurtuluşun da, onu kurtuluşu 
da onun istek ve arzularına karşı gelmendedir. 

nefs Allah’a itaat ettiği zaman, onun rızkı her 
yandan bol bol gelir. isyan ettiği ve kibirlendiği 
zaman ise, rızka sebep olan vasıtalar ortadan 
kalkar. 

siz, işin aslına yapışmalısınız. kolayına 
kaçmamalısınız. işin esası ve zor kısmı tehlikelerle 
ve zahmetlerle doludur. şu nefsi kendine hizmetkâr 
yap. onu işin esasına sevket. işin zor yanını ve 
aslını yapmayı, onun alışkanlığı haline getir. zira o, 
senin kendisine ne yüklersen onu taşır, onu yüklenir. 
onun tepesinden sopayı hiç eksik etme. 
eğer sopayı eksik edersen hemen uyur. sırtındaki 
yükleri de kaldırıp yere vurur. ona tebessüm bile 
etme. o, ancak sopa korkusuyla iş gören kötü 
huylu bir köle gibidir. onu hiçbir zaman doyasıya 
yedirme. meğer ki, tokluğun onu azdırmayacağını 
ve tokluk karşılığında çalışacağını bilmiş olasın. 
nefslerinizin üzerinden mücahede sopasını eksik 
etmeyiniz. onun hilelerine aldanmayınız. uyur 
gözükmesine aldanmayınız. yırtıcı hayvanın uyur 
gözükmesine ve uyuşukluğuna aldanmayınız. zira 
o, kendisini size uyur gösterir, uyuşuk gösterir. 
gerçekte ise fırsat kollamaktadır. bunu, 
tabiatındaki yırtıcılığın gereği olarak yapmaktadır. 

işte nefs de, tıpkı yırtıcı hayvanlar gibidir. 
kendisini uyur ve uyuşuk gösterir. fırsat bulunca 
ise hemen harekete geçer. bu nefs, dışarıya karşı 
uysallık, alçakgönüllülük, itaat ve hayırlara 
muvafakat gösterişi yapar. halbuki içinde, bunların 
tamamen aksini gizlemektedir. onun için, onun 
bitirdiği ve görünürde boyun eğdiği konularda 
kendisine karşı gayet dikkatli ol, sakın. 

(fethur rabbani- abdülkadir geylani’den)

isnetus 19.09.2016 22:16

İsnet.us

Bir ekşi sözlük yazarı olan “isnetus”, ağırlıklı olarak tasavvuf, tarih, siyaset bilimi alanlarına ilgi duyar. Ekşi sözlük ve bu blog haricinde başka bir yerde yazmamaktadır; instagram ve facebook hesabı da yoktur. Bununla birlikte Ekşi'de paylaştığı bazı yazılarını https://isnetus.wordpress.com/ adlı sitesinde paylaşarak takipçilerinin yorum ve ilgili konu hakkındaki değerlendirmelerini paylaşabildiği ve farklı açılardaki tefekkürlerini sunup fikir alışverişinde bulunabildikleri bir blogu da mevcuttur.

İlgili Makaleler

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu