EvliyalarAllah'ı Bilmek (Marifetullah)Nefs, Benlik-EgoŞeytan

Nefse Zulüm

Kuran’da geçen “nefse zulmetmek” tabiri genelde günah işlemek, yasaklanmış yollara tevessül etmek manasında anlaşılmıştır. bu yorum elbetteki yanlış değildir ancak bu tabirin daha derin bir anlamı vardır.

zulüm= adaletin yokluğu, olmayışı.

adalet= bir şeye hakkını vermek; tam layık olduğunu vermek. bir şeyi ait olduğu yere koymak. mesela puzzle’ın bir parçasını tam olması gereken yere yerleştirdiğimiz anda adalet etmiş oluruz.

peki nefsimiz nedir ve ona zulüm değil de nasıl adalet ederiz? onun hakkı nedir?

esasen adem’in cennetten kovulma hadisesi olmuş bitmiş bir vaka olmayıp el an devam etmektedir. her doğan insan yavrusu bir nevi cennetten dünya adlı süfli diyara kovulmuş ve sürgün edilmiş hükmündedir.

dünyaya sürgün edilen ve dünya şartlarına doğan insan yavrusu, dünyanın manyetik alanınının etkisiyle derhal karanlık benlik yapısına kavuşur. şeytanın ilk dokunuşudur bu. her doğan bebeğin ağlamasının sebebinin bu olduğu söylenir. bu cihetten bakınca hristiyanların niçin her doğanı günahkar kabul ettiklerini anlayabiliriz. her doğanın islam fıtratında olması ise meselenin bir başka yönüdür. bu iki yaklaşım birbirine zıt değildir. şeytanın dokunuşundan mahfuz kalan ve benliği kararmayan kimseler milyonda bir çıkar belki; ama öyleleri de vardır. evliyanın büyüklerinden ubeydullah ahrar hazretleri bunlardan biridir. kendisi şöyle anlatır:

“mektebe gider gelirdim. gönlüm daima allah ileydi. herkesi de kendim gibi sanırdım. soğuk bir kış günü kırdan geçerken ayağım çamura battı. onu kurtarmaya çalışırken eteğimi de kaptırdım. o sırada bana bir gaflet çöktü. bu işle uğraşırken allah’ı anmaktan uzaklaştığım hissine kapıldım. karşıda köylü bir genç, çift sürüyordu. «bak, bu genç bunca eziyet içinde allah’ı düşünüyor da, sen ayağını çamurdan kurtarmak gibi küçük bir uğraşı yüzünden onu nasıl unutuyorsun?» diye kendime çattım ve hüngür hüngür ağlamaya başladım. ben o zaman herkesi kendim gibi sanıyor ve her an allah’ı anmakta biliyordum. bulûğ yaşına erinceye kadar allah’tan gafiller bulunduğunu anlayamamıştım. zannediyordum ki allah herkesi kendisini düşünmek için yaratmıştır. sonradan anladım ki, allah’tan gafil olmamak, yalnız bazı kullara mahsus ilâhî bir inayet imiş. diğerlerince ancak riyazet ve nefs mücahedesiyle elde edilebilir, hattâ bazılarınca bununla bile elde edilemez bir keyfiyetmiş”.

karanlık benlikten kasıt, kişinin kendini bağımsız bir güç sahibi olarak bilmesi ve varoluştan kopuk bir halde algılaması durumudur. bu algı ile kişi kendini allah’a bağlı gölge varlık olarak değil de, gerçek bir varlık olarak kabul eder. bu vehim ile allah örtülür ve görünmez olur. o yüzden bu benlik örtücüdür yani kâfirdir; iç alemimizdeki nemrut, firavun ve deccal budur. kuran’da ilgili ayetleri okurken bu bilinç ile bakarsak bambaşka ilimler, hikmetler açılacaktır bizlere.

sonuç: bu durumda nefse zulmetmemek ve ona hakkını vermek, onu karanlığından kurtarmak ve allah’ı bilir, görür ve anar hale getirmek olmaktadır.

isnetus 14.11.2021 13:09 ~ 13:23

İsnet.us

Bir ekşi sözlük yazarı olan “isnetus”, ağırlıklı olarak tasavvuf, tarih, siyaset bilimi alanlarına ilgi duyar. Ekşi sözlük ve bu blog haricinde başka bir yerde yazmamaktadır; instagram ve facebook hesabı da yoktur. Bununla birlikte Ekşi'de paylaştığı bazı yazılarını https://isnetus.wordpress.com/ adlı sitesinde paylaşarak takipçilerinin yorum ve ilgili konu hakkındaki değerlendirmelerini paylaşabildiği ve farklı açılardaki tefekkürlerini sunup fikir alışverişinde bulunabildikleri bir blogu da mevcuttur.

İlgili Makaleler

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu