Bugün kalbime pek büyük bir sır düştü. belki size önemli gelmeyebilir ama bana göre çok önemli. daha önce muğlak bir şekilde sezdiğim bu hakikati, bugün tam olarak anladım desem yeridir. ancak bu anladıklarımı nasıl anlatacağımı bilemiyorum. en iyisi misallerle gitmek.
bir konuyu araştırırken koyu bir fetö’cünün sayfasına denk gelmiştim. bu şahıs fethullah gülen’in zamanın en büyük evliyası olduğunu iddia ediyordu ve tezini de yaşanan bir olaya dayandırıyordu. said nursi öldüğünde bir grup nurcu ne yapacaklarını bilememişler ve şam’a muhyiddin-i arabi’nin türbesine gitmişler. türbede riyazete ve ibadete başlamışlar. günde yalnızca yedi hurmayla aylarca ibadet etmişler ve bir gün arabi hazretlerinin kabri yarılmış ve hazret bunlara görünüp, “ne istiyorsunuz?” diye sormuş. bunlar “said nursi’den sonra kime tâbî olalım, bize söyleyin” demişler. arabi hazretleri de “zamanın en büyüğü fethullah gülen’dir ona gidin” demiş.
şimdi bu kıssayı pek çok kişi inkar edecek ve fetö uydurması diyecektir. belki öyledir. ancak doğru olduğunu farz etsek bile durum değişmeyecektir; çünkü muhyiddin-i arabi hazretleri yazılı eserinde “tecelli, tecelliyi kabul eden mahallin istidat ve kabiliyetine göre olur” der.
yani ne demek oluyor bu?
çoğumuzdaki tanrı algısı yanlış olduğu için anlaşılmıyor ama, gerçekte evren bize ona sorduğumuz sorulara ve beklentilere ve liyakate göre cevap veriyor. ya sorularımız veya beklentilerimiz kusurluysa?… elbette o zaman gelen cevaplar da kusurlu olacaktır.
veya kimi dini gruplarda görürsünüz; hacet namazı kılıp akıllarınca allah’a danışırlar . halbuki gelen cevap yine onların beklentileri ve seviyelerine göre oluyor. bu tayfa “allah bize doğru yolu” gösterdi diye sevinirken, gerçekte kendi beklentilerini görmüş oluyorlar.
bu idrak bende korkuya neden oldu. meleklerin niçin her daim korku içinde titreştiklerini de bir parça anlamış oldum.
şimdilik bu kadar açabildim. idare edin artık.



