Bazı menzil’ciler “menzil cemaat değildir, tarikattır” demişler. tarikat yol demektir ve tasavvuf ilmi çerçevesinde Allah’a ermek için kurulmuşlardır. Allah’a ermek ve tarikat yolunda yürüyebilmek çok az kimsenin becerebileceği bir iştir. bu sebeple bir tarikatın kitleye hitap etmesine imkan ve ihtimal yoktur. kitleselleşmiş bir tarikat, artık tarikat değildir. olsa olsa ona cemaat denilir. devlette kadrolaşmak, siyasete bulaşmak, çıkar gurubuna dönüşmek gibi eğilimlerin ise bir tarikatla asla ve kat’a alakası olamaz.
dünyevi işlere bulaşan bir tarikatçının(!) kalbini tasfiye edebilmesi asla mümkün olmaz. dolayısıyla ona tarikat ehli falan da denilemez. o artık dünya ehlidir. tasavvuf onun için menfaat temini yolunda bir söylemdir yalnızca. benim bu ithamlarıma karşı menzilci’lerin ne diyeceğini tahmin edebiliyorum. “biz dünya işlerine elimizi bulaştırıyoruz ama kalbimizi bulaştırmıyoruz” diyecekler ve halt edeceklerdir.
“asli bir nispetin sahibi olan sahabeler, dünyayı zahiren terk etmeden kalplerini allah’a verebiliyorlardı; ancak gölge kemalatı olan tarikatlarda bu mümkün değildir. gölge yolunda bir şeyin kalpten çıkması için elden dahi çıkması gerekir” der büyük üstadımız imam-ı rabbani hazretleri.
kısacası sen menzilci kardeşim! gırtlağına kadar siyasete batarsan, devlet kademelerinde görev kabul edersen, makam mevki para peşinde koşarsan yalnızca dünya ehlisin. sen bu halde olduğun müddetçe, abdülkadir geylani hazretleri gelse sana bir şey yapamaz.
evet bunları söylüyorum ama menzil’cilerin %90’nın beni işitmeyeceğini de biliyorum; çünkü onlar artık kör, sağır olmuşlardır ve basiretleri de körelmiştir.



