“Size yasak edilen büyük günahlardan kaçınırsanız, kusurlarınızı örter ve sizi şerefli bir yere yerleştiririz” (nisa 31)
büyük günahlar en özlü olarak”7 büyük günah” tanımı altında hristiyan kaynaklarında belirtilmiştir. islami kaynaklarda geçen büyük günahlar daha ayrıntıya yöneliktir.
aslında tüm günahların kaynağı veya tüm günahların vücut bulmuş hali ise karanlık benliğimiz veya egomuzdur. bu varlığın bizzat kendisi öylesine büyük bir günahtır ki, bu nefsin sahibi karıncayı incitmez ve sonsuz iyiliksever biri bile olsa gideceği yer direkt cehennemdir veya zaten cehennemin özünü ve çekirdeğini halihazırda kendinde taşımaktadır.
çünkü karanlık benlik, allah’ı örtmüştür; o yüzden hiçbir karanlık benlik sahibi allah’ı göremez veya bir diğer tabirle allah’ı göremeyen herkes karanlık benlik sahibidir. karanlık benlik bu nedenle en büyük kâfirdir; yani en büyük örtücüdür; içimizdeki nemrut, firavun veya deccal’dır.
zira karanlık benlik, bizatihi bir varlık ve bizatihi güç sahibi olduğu iddiasındadır; kendini bağımsız addeder. oysa bu geçersiz ve bâtıl bir zandır. insanın allah’tan ayrıca ve bağımsız bir varlığı yoktur. söz gelimi ben hayal kurmaya başlasam ve hayalimde bir evren ve çeşit çeşit canlılar oluştursam, o canlıların hiçbirinin benden bağımsız varlıkları ve güçleri olamaz. o hayali canlıların yaptıkları her şeyi, aslında onlar değil ben yapıyorum.
tıpkı bu misaldeki gibi, allah tüm varoluşu hayalinde, daha doğru bir tabirle ilminde var etmiştir. hepsinin kayyumu(ayakta tutanı) ve hareket ettiricisi o’dur. varlıkların hiçbirinde zerre kadar güç yoktur. güç yalnızca allah’a aittir(lâ guvvete illâ billah).
karanlık benlik kendini bağımsız bir güç sahibi bilmekle, kendinin bağımsız ve gerçek bir varlık olduğunu iddia etmiş olur; yani tanrılık iddia etmiş olur. bu isyandır, başkaldırıdır. hiçbir padişah kendi ülkesinde ikinci bir padişahı istemez. derhal onun üzerine yürür ve öldürür. allah’ın affetmediği en büyük günah ve şirk, özü itibariyle işte budur.
benliğin veya onun zatı olan nefsin enerji yapılı bir bedeni vardır. o enerji yapılı bedeni bir takım uygulamalarla değiştirip dönüştürmedikçe, benlik tanrılık iddiasında sabit kademdir. yani benliğin karanlığından kurtulması, bilmekle değil ancak uygulama ile mümkün olmaktadır. tek başına bilgi işe yaramaz. mesela “lâ guvvete illâ billah” ayetini çokça zikretmek ve nefse yegane güç sahibinin allah olduğunu enerjetik bir seviyede empoze etmek işe yaramaktadır.
böylece o kimse kendinin bağımsız güç sahibi olmadığını idrak eder ve allah’ın kulu olduğunu anlar. nefs karanlığından ve yoğunluğundan kurtulup şeffaflaşır; titreşim frekansı yükselir. bu şeffafiyet ve yüksek titreşim frekansı ile ilahi isimleri görür hale gelir ve cennet adlı üst boyutlara çıkar.
not: nefsin şeffaflaşması ve titreşim frekansının yükselmesi, aynı zamanda günahlardan arınması demektir. zaten günahların neticesi nefsin yoğunlaşması ve titreşim frekansının düşmesidir. frekans düştükçe dibe yani cehennem adlı alt boyutlara doğru ineriz. frekans yükseldikçe de üst boyutlara, cennetlere doğru bir seyrimiz söz konusu olur. bu çerçevede nefsin titreşim frekansını düşüren her şey günah kategorisine girer.



