
Necip fazıl’ın çağdaşı mina urgan, “çocukların acı çektiğini gördüm, o yüzden tanrının olmadığına karar verdim” demişti. dünyadaki korkunç zulümlere şahit olmak, şefkatli kalpleri yaralıyor, derin ve hazmedilemez acılara gark ediyor. o acıyla baş edemeyen de, acıdan kendini kurtarabilmek için inkar yoluna sapıyor.
dikkat ederseniz tüm memeliler yavrularına özel bir şefkat beslerler ve onları korumak için kendi canlarını dahi riske ederler.
peki nedir bu işin sırrı?
meşrebinize göre cevap değişecektir elbette. memeli hayvanların yavruları son derece zayıf ve acizdir. eğer özel bir koruma mekanizması olmasaydı, hepsi telef olur giderdi ve o canlının soyu tükenirdi. demek ki neymiş? memelilerdeki yavrularına karşı özel şefkat ve koruma güdüsü, bir “fail safe” mekanizması imiş. buna özel anlamlar yüklemek, felsefi zemine taşımak anlamsız olacaktır. herkes bebek ve çocuktu bir zamanlar ve neticede herkes ölüp gidecek…işte size materyalist bakış açısından meselenin izahı…
iman gözünden izah ise bambaşkadır.
tanrı mutlak kudret, mutlak merhamet, mutlak şefkat, mutlak ilim, mutlak hikmet sahibi bir zattır. o’ndan abes ve boş iş çıkmaz. zamansız bir ortamda, her şeyin kaderini yazdı; sonsuz ilmi, hikmeti, merhameti ile… evrenin varlığı o’nun “zâhir-görünen” isminin bir gereği idi. o’nun zat ve sıfatlarını açığa çıkması ve görünür olması gerekiyordu. zira sonsuz kemal sahibi zat cimri değil cömerttir. sonsuz hazinelerini ihsan etmek ister. cimrilik yani sahip olduklarını kendine saklamak ve başkalarından esirgemek kusurdur, eksikliktir. tanrı’da ise kusur olmaz.
o’nun tüm celal ve cemal esmalarının açığa çıkması ile evren iki kutuplu oldu. her şey çift çift yaratıldı. celal ile cemal bitmeyen bir savaşa tutuştu. bu gerekli idi. zira manalar ancak zıtları ile aşikar olurlar. zıtlar olmadan manalar gizli kalır. çirkinin olmadığı ve herkesin saf güzel olduğu yerde, güzellik kavramı gizlenir ve bilinmez olur. diğer tüm manaları bu misale kıyas edebilirsiniz.
işte bu nedenle dünyamızda en korkunç zulümler, en korkunç şerler dahi bulunmak zorundadır. aksi takdirde onların karşıtları olan pozitif manalar açığa çıkamaz ve bilinemez olurdu. bu da tanrının kemalinin açığa çıkamaması demek olurdu ki, tanrının hikmeti asla buna izin vermeyecektir.
ancak merak etmeyiniz. dünya hayatı, evren denilen bu simülasyonun veya filmin sadece minicik bir kısmı ve fragmanıdır. filmin başında acı çekenler, zulme uğrayanlar sonrasında güleceklerdir; hem de ebedi olarak. zira onlar filmde rollerini oynadılar. görevlerini yapıp simülasyondan çıktılar ve ücretlerini almaya gittiler(cerrah adamın karnını yardı, apandistini kesip çıkardı. kısmi ve cüzi bakış açısından bu işlem korkunç bir zulüm gibi görünecektir; ama tablonun tamamını göz önüne alırsak, operasyon aynıyla rahmet ve şefkattir).
işte iman sahibi kendi hayatını da ve hayatta başına gelenleri de, diğerlerinde şahit olduklarını da böyle değerlendirir. başka türlü hiçbir bakış açısı kişinin acısını ortadan kaldırmayacak ve yaralı kalbine pansuman olmayacaktır. hissettiği acı onu her geçen gün daha da karanlık dehlizlere sürükleyecektir. işte kişi kendi cehennemini bu şekilde kendi elleri ile inşa etmektedir. iman sahibi ise sonsuz merhamet, şefkat, hikmet, ilim ve kudret sahibine inanmak, o’na itimat etmek ve o’na dayanmakla kendini ateşten kurtarmaktadır.
unutmayınız, kişinin dünyada kendi elleri ile inşa ettiği bilinç bedeni, ahirette fizik bedeni olacak ve bilinç düzeyi ile uyumlu olan ortamında ebediyen varlığını sürdürecektir.



