Eski devirlerde bir âbid varmış. yetmiş sene durma-dan ibadet etmiş. riyazet orucu tutar, haftada bir kez iftar edermiş. bir gün Allah’tan bir dilekte bulunmuş. fakat dileği kabul edilmemiş. bunun üzerine kendi kendine demiş ki:
“ey nefsim! senin uğursuzluğun yüzünden dileğim gerçekleşmedi. eğer sende hayır olsaydı mutlaka isteğin olurdu!”
adamın egosu hakkındaki bu samimi sözleri üzerine insan suretine girmiş bir melek onu ziyarete gelmiş ve şöyle demiş: “ey âdemoğlu! samimi olarak şu bir anlık nefsini itham etmen, yetmiş yıllık ibadetinden daha hayırlı idi”
evet, ibadetin de ubudiyetin de hedefi, egonun imha edilmesidir. zira kişinin özüyle* arasındaki perde egodur. o perdeyi kaldıramayan ibadette hayır yoktur. ibadet zaten egoyu çözme çalışmasıdır. ibadeti aksakallı bir tanrıyı memnun etme çalışması veya isteklerini tanrıdan koparma vesilesi sananlar mevzuya tümüyle fransız kalmışlardır.



